1 Temmuz 2017

Zariyat 21: Nefslerinizde! Hala görmüyor musunuz?

Önce Tekâsür Sȗresi ilk âyeti hatırlamakta fayda var: “Tekâsür sizi o derece oyaladı ki.” Yani “Birbirlerine Göre Var” olan hal, onun yarışı, o yarıştan meydana gelen gururlanmalar sizi o kadar oyaladı ki. Şimdi bu âyeti zihnimizde bir yerde tutalım ve Zariyat Sȗresi’ne bakalım: “Nefslerinizde! Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zâriyat-21) Bu iki âyeti birlikte değerlendireceğiz. Tekâsür-1; “Birbirlerine Göre Var olan hal sizi o kadar oyaladı ki göremiyorsunuz” diyor. Zâriyat-21 ise görelim diye bizi uyarıyor: “Nefslerinizde! Hala görmüyor musunuz?” Birbirlerine Göre Var olan hal, Kendinizde Kendinize Göre Var olan hali örter, onu fark ettirmez ve unutturur. İşte dünya hayatında biz de unuttuk. Bu yüzden Rabbimiz bizi uyarıyor. “Onlar âhiretten gafiller olarak, dünya hayatından zâhiri bilirler.” (Rȗm-7) “Enfüslerindeki hakkında hiç tefekkür etmediler mi? Ki…” (Rȗm-8) DȗniHİ algı ve zannlarıyla hayat tarzı oluşturanların zahirle perdelendiklerini, yani Birbirine Göre Var halleriyle oyalandıklarını Rȗm-7’den ve Kendinde Kendine Göre Var olan hallerini tefekkür etmediklerini de Rȗm-8’den öğreniyoruz. Böylece; Tekâsür-1’deki uyarıyı dikkate almayanlar için Kur’ân diyor ki: “Bırak onları yesinler, faydalansınlar ve boş ümitle oyalansınlar, yakında bilecekler.” (Hicr-3) Madem öyle, bırak onları, bırak oyalansınlar. Neden “Bırak” diyor, suçları ne? Oyalandılar ama suçları ne, ne yapıyorlar? “Onlar ki Allah ile beraber diğer bir ilah yaparlar. Yakında bilecekler.” (Hicr-96) Suçları bu: Onlar Allah ile beraber diğer bir ilah yaparlar. “İlah” kelimesini defalarca konuştuk, paylaştık. Bu kelime Kur’ân’ın mesajını anlayabilmemiz için çok önemli. İlah kelimesine birkaç farklı şekilde baktık, “hayran olunan, göz dikilen” anlamında bir mânâ diye de baktık. Konu derinleştikçe ilahı ilerleterek tanımladık. İlah müstakilen var olan demektir dedik. Müstakilen VAR […]
11 Haziran 2017

DȗniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir

DȗniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir. “Acaba ben DȗniHİ algıda mıyım? diye test yapmamız için Ramazan Ayı oruçla beraber çok önemli bir laboratuardır. O zaman orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, onların birer vesile olduğunu, işi disiplinize eden vesileler olduğunu görür, yaşarsınız; işte o zaman onlar asıl amaç için kullandığımız şeyler olur, amaç başka bir şeydir. Kurban için buyrulan; “Onların kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır” ayetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Onun için, Ramazan’da yapılan antrenmanlarda açlık vesilesiyle, açlığın bizi disiplinize etmesi, bizi tutmasıyla, dünyadan ayırarak işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Aslında her Ramazan bir hedef koymamız lazım, ama ana hedef duniHİ/dȗnillah algıdan sıyrılmaktır. Bu yüzden, daima “Ben bu hareketimle, bu sözümle, bu cümlemle dȗnillah algıda mıyım?” diye bir test yapmak, bunu Ramazan Ayı’nı fırsat bilip de yapmak daha bir önem arz eder. Eğer talip “acaba dȗniHİ algıda mıyım?” diye her türlü halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan dȗniHİ algıda yaşar; bu algıda olunca da bu algıya ait zann’lar kaçınılmazdır. Biriken bu zann’ları temizlemek zordur ve zaman alır. Bu sebepten talip, “Acaba DȗniHİ algıda mıyım?” diye kendisini daima test etmelidir, hem de deli gibi. Bu konunun çalışılabileceği en güzel zaman ve ortamlar Ramazan Ayı’ndadır. Belki de Ramazan Ayı’nın bir sebebi de budur. Sizinle daha önce paylaştığımız bir hadis vardı, hatırlayalım. Rabbimiz bir kudsi hadiste buyuruyor: “Benim insanlara merhametimin delili/işaretidir ki; onlara Ramazan Ayı’nı ve İhlas Suresi’ni verdim.” (Aşağıların Aşağısı’ndan) … Kendimize Ramazan Ayı için hedefler […]
11 Haziran 2017

Kullarıma merhametimin işaretidir ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim

Rabbimiz bir kudsi hadiste; “Kullarıma olan merhametimin işareti şudur ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim” buyuruyor. Onlara o kadar merhametliyim ki İhlâs Sȗre’sini verdim. Fersah fersah ileriden başlasınlar. Çünkü halleri, güçleri, ömürleri, hayatları, uygun değil. İhlâs Sȗresi’yle onları ileriden başlatıyorum. Kurtulsunlar, dünyadayken temizlensinler diye de Ramazan Ayı’nı verdim. … Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Bir Ramazan ayını geçirip de cehennemden kurtulmayı başaramayana üzülürüm.” Ramazan bir fırsattır, oturduğun yerde kurtulacaksın, oturduğun yerde. Ama oturduğun yerden görmen gereken sağında olduğu halde sen hep soluna bakarsan göremezsin. Otururken tek yapacağın o tarafa dönüvermektir. … Oruç ibadetinin en önemli yanı yemek yememektir, fakat oruçta yemek yemeyi bırakmak bir temsildir. Bu temsil çok önemlidir, çünkü o çok önemli bir bilginin temsilidir. Yemek işini bir süre bırakmanın bizim için bir yararı ve önemi de, bizim için Samed olmanın ne olduğunu anlayabilme çalışması olmasıdır. Allah’ın Ehad ve Samed oluşu acaba ne demektir, bunu biraz kavrayabilme çalışmasının adı Oruç’tur, o çalışmayı biz yemek yememekle yaparız. Samed oluşunu biraz kavrayabilme çalışması olan yemek yememeyi biraz geniş manada düşünün. Bu çalışmayla kul Allah’ın Samed olduğunu, kendisinin Samed olmadığını anlar. Yani Allah’ın dışı kavramı olmadığını, kendisinin dışı kavramı olduğunu, ihtiyaçlarının olduğunu ve bunları Allah’ın verdiğini anlar. Samediyet’i anladığı için, dışı kavramı olduğunu ve ihtiyacı olduğunu anlaması bile onda Samediyet nurlarını açar. … Değilse oruç ibadetiyle insan Samed olmaz. Hiç bir kul Allah’ın bu vasıflarıyla vasıflanamaz, Ehad ve Samed’le ahlaklanamaz. Bir kulun ahlaklanabileceği en önemli ve ona faydalı vasıf Rahmân ve Rahıym’dir, o yüzden Besmele’de bunlar geçer. Fâtiha kitapçığının başlangıcında paylaştık, “Ehad […]
29 Mayıs 2017

Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?

Rasulullah (SAV) Efendimiz şeytana sordu: “Ümmetim salât ikame edince halin ne olur?” Şeytan: “Beni bir sıtma tutar, titrerim” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Neden bu hale girersin?” Şeytan: “Çünkü, bir kul, Allah için secde ederse bir derece yükselir” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman bağlanırım; ta, onlar iftar edinceye kadar” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman çıldırırım” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya Kur’an okudukları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman da tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıl olur?” Şeytan: “İşte o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren eline bir testere alır ve beni ikiye böler.” Efendimiz (SAV) sebeplerini sordu: “Neden öyle testereyle ikiye biçilirsin ya Eba Bürre?…” Şeytan: “Çünkü sadakada mü’min için dört güzellik vardır: Allah, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler; Sadaka veren kimseyi halkına sevdirir; Allah, onun verdiği sadakayı cehennemle arasında bir perde yapar. Allah, ondan belayı def eder, sıkıntıyı ve ahları kaldırır. DEMEK Kİ: DuniHİ algı ve zann’larından sıyrılmış, Müstakilen Varım ve Muhtarım İddiası’na sırtını dönmüş, Amentü Billahi ve Rasulihi diyen haniyf bir mü’minin; – salât ikamesi, – oruç tutması, – hac görevini yapması, – Kur’an’ı ders yapması, – sadaka vermesi, Şeytanlık Patronaj Sistemi’ni kökünden sarsıyor ve tesirlerini sıfırlıyor. Yani, ihlâs sahiplerine şeytanın bir sultası kalmıyor. Bir kişi henüz duniHİ algısını ve Müstakilen Varım ve Muhtarım İddiası’nı fark edememiş veya fark etmiş de henüz sıyrılamamış, ancak bu […]
8 Mayıs 2017

Başlangıç Çizgisi, Arzu, Gayret, Kazanım ve Değişim…

Başlangıç Çizgisi tâlip için olmazsa olmaz önemde bir şeydir. Neden? Size kelebeklerden örnek vereyim, kelebeklerin hayat döngüsünden bir mânâ çıkaralım, o kıssadan hisse çıkaralım. Kelebeklerin hayat döngüsünde sıralama şöyledir; yumurtalar, yumurtadan kurtçuklar çıkar, kurtçuklar koza yaparlar, kozalardan kelebekler çıkar. Bu döngünün başlangıç çizgisi kurtçuk olmaktır. Yumurtadan çıkış başlangıç çizgisidir, o da kurtçuktur. Lütfen dikkat buyurun. Kurtçuklar öğrendiler ki kendilerinin ileri yaşantıları kelebek. Bir kelebeğe bir de kurtçuğa bakın. Kelebek dediğin renkli renkli, uçuyor, geziyor. Kimse kurtçuk koleksiyonu yapmaz ama kelebek koleksiyonları… İşte bunların sohbetini yapan kurtçuklar kurtçuk olmak istemiyorlar. Bu hikâyeyi öğrendiler, başlıyorlar; “Biz aslında kurtçuk değiliz, kelebeğiz” demeye ve kelebek taklidi yapmaya çalışıyorlar. Bir kurtçuk ne kadar kelebek olabilir? Olabilir mi? Eğer kurtçuk prensiplerini hakkıyla yaşayamazsa, kurtçuk halini görmezden gelirse, kurtçuk haline bakıp “İleride kelebeksek demek ki biz yokuz” derse hiçbir zaman kelebek olamaz. Başlangıç çizgisini izah edebiliyor muyum? Kelebek muhabbetiyle kelebek olunmaz. Bir kurtçuk kelebek muhabbetiyle, özentisiyle kelebek olamaz, amel yapması lazım. Kurtçukluğunu hakkıyla yaşayacak ve kozayı yapacak, kozadan kelebek çıkacak. Bu yüzden, ileri tasavvuf bilgilerine bakıp “Demek ki şöyleymiş, bu böyleymiş” diyerek onları başlangıç çizgisi yapamazsınız. O yüzden burada biz başlangıç çizgisini anlatıyoruz, ileri bazı tasavvuf bilgilerini değil. Öyle bilgileri duyanlar, zihinlerinde tuttukları o bilgilerle, bizim başlangıç çizgisi için söylediklerimize bakıp “Olur mu, şu kişi öyle demiyor” diyorlar. Yahu o sana kelebeği tarif etmiş, biz burada kurtçuğu anlatıyoruz. Kurtçuk olmadan kelebek olamazsın. Hatta bu iş o kadar hassas ki oraya da bir kıssa ekleyeyim, bir hisse daha çıkaralım. Kendini iyiliksever zanneden birisi bir kozaya rastlıyor, bakıyor ki […]
11 Nisan 2017

Lüb Sahibi

“Akıl” ismi bir mananın kimliğidir; bu yüzden akıl bir “His Suret”tir. Akıl kimlikli his suretin diğer his suretlerden önemli bir farkı vardır; Yaradanın emriyle, önemli bir fonksiyon için görevine uygun bir yoğunluk kazanmıştır. Önemli bir fonksiyon için görevlendirilmiş “Akıl” adlı bu his suretin özelliklerini biraz tanıyalım. “Diğer his suretlerden önemli bir farkı vardır” dedik. Akıl adlı his suret HİSSETTİREN’dir. Akıl hissettiren His’tir. Hissetmeyi sağlar, his yoğunlaşmasıyla oluşan manaları idrak ettirir. “His Suretler” ve “His”ler arasında kıyas yapan his akla aittir. Kıyas yapan His akla aittir. Bir şey, iki şey, üç şey arasında bir kıyas ve bu kıyas sonucunda bir tercih yapıyorsunuz. “Şunun benim için iyi olduğunu hissediyorum” derken size kıyas ve tercih yaptıran his akla aittir, bunlar aklın fonksiyonları içindedir. Böylece kıyas sonucunda da his tercihlerini sağlar. Aklın hissettirme fonksiyonu görevi çok önemli bir temel üzerine bina olmuştur. Bu temel, aklın “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u tam bilmesidir. Başka bir değişle akıl “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u bilendir. Normal şartlarda fonksiyon gösterebilen akıl insana “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u hissettirir ve idrakını sağlar. Akıl yaradanına çok sadıktır. Normal şartları bozan insan bu bozulmuş şartlardaki durumda aklın hissettirdiklerini “Müstakilen Var ve Muhtar” iddiasıyla saptırır, sonuçlarını da aklın ürünleri sanar. His suretlerin oluşmasından sonra kimliklendirmeyi de akıl sağlar. Bu saydığımız özellikleriyle Akıl Kimlikli “His Suret” ef’al âleminin öz maddesidir, başka bir değişle ham maddesi, kumaşı mahiyetindedir. Bu sebepten orijinini ef’al âleminden alan her suretin yapısında hissettiren vasfıyla her yeri kaplayarak bulunur. Bu bulunuşun yoğunluğu fonksiyonunun açığa çıkış derecesi bakımından farklılıklar gösterir. Orijinini […]
23 Mart 2017

Düşünün, Bir Zat var ki “Rasûlullah” diye imza atıyor…

“Âmentü Billâhi” beyanı Safa Tepesi’nden, Efendimiz (SAV)’in bizlere bir sünnetidir. Efendimiz çıktı, o tepeden ilan etti: La ilâhe İllallah Muhammeden Rasûlullah. Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır, başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Kur’ân’ın “la ilahe” dediği, “YOK” dediği işte budur; ilahlık iddialarıdır; müstakilen varım ve muhtarım iddialarıdır. Biraz sonra okuyacağız, Fussilet Suresi 6. ayet “Müşriklerin vay haline” diyerek tamamlanıyor. Müşrik şirket kuran, şirkete iştiraki olan demektir. Allah diyor ki; tanrılar/ilâhlar şirketi kurdunuz, oraya tanrı olarak ortaksınız. Sen de bir tanrı olarak o şirketin ortağısın. Bu ayet tanrı şirketinin ortağına “müşrik” diyor. Kim; “Allah’ın dışı var, orada da müstakil varlıklar var, ben de öyle müstakilen varım ve muhtarım” derse şirket kurmuş olur. İşte tanrılar şirketi. Âyet dedi ki: Vay, böyle şirket kuranların ve bu şirketin ortağı olanların haline! Biz bu yüzden şehâdetimize böyle başlıyoruz; La ilahe illallah: Müstakilen VAR ve MUHTAR olan ancak Allah! Başka müstakilen var ve muhtar YOK’tur. Sonra diyoruz ki: Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasûlündür. Şehâdetin bu “Muhammedün Rasulullah” kısmı da ayrı bir deryadır; şimdi lazım olan önemli yanlarına biraz bakalım. “(Rasûlüm) de ki, ben sizin misliniz beşerim. Ancak, ilâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.” (Fussilet-6) Rasûlüm onlara “Sizin gibi bir beşerim” de. “Sizin gibi bir beşerim” cümlesini duyan bazıları ne yapıyor? Maalesef bu yanlış günümüzde çok yaygın. İsimleri çok önemli olan zatlar bile buradan yanlış mânâlar çıkarıyorlar, âyetin bu […]