YENİ TEFEKKÜR PAYLAŞIM TOPLANTISI

28 Cemaziyelevvel 1442 (11 Ocak 2021) Pazartesi günü yapılan "Ve DarabALLAHU Meselen-2 (Bakara-26,27, Ankebut-43, Kehf-54, Cum'a-5)- Allah'ın Misalleri İmtihandır" konulu Tefekkür Toplantısı'na ait kayıt için tıklayınız.

Toplantıyı YouTube kanalımızdan izlemek için tıklayınız.

Tüm görüntülü programlara ait video kayıtları VİDEOLAR menüsü altındadır. Gelen talepler doğrultusunda "ses kayıtları" da eklenmiştir. Dinlemek istediğiniz programa tıklayarak "Ses Kaydı"nı indirebilir, dinleyebilirsiniz.

https://www.birdusunyansimasi.com/category/videolar/

Bugüne kadar gerçekleştirilmiş olan görüntülü programların tümünün ses kayıtları için:
https://drive.google.com/drive/folders/19Z2y60oTjljn1QGi7NQN3cVbzoUGPJuZ

M. Yılmaz Dündar


Bir Düşün.....

"Yaşarken “el Hüsna"yı tasdik etmek çok önemlidir. Kul’un Rabbine yönelmesi ve fuadının Hakk yolda sonuçlar elde etmesi “el Hüsna’yı tasdik” olarak kabul edilmektedir... “El Hüsna” yani “güzel” Hakk Yol'a, İlla Allah anlayışına verilen isimlerden birisidir. Güzel odur; Leyl Suresi'nde “Kim el Hüsna’yı tasdik ederse” ayetiyle kastedilen güzel odur. Şimdi bu bakışla Leyl Sûresi 5-10. ayetleri okuyalım: “Kim verir ve korunursa, el Hüsna’yı tasdik ederse, böylece ona en kolayı kolaylaştırırız. Ama kim de cimrilik eder ve müstağni olursa, el Hüsna’yı yalanlarsa ona en zoru kolaylaştırırız.” Bu ayetlerde geçen “en kolay, en kolayı kolaylaştırmak, en zor ve en zoru kolaylaştırmak” nedir, “Vermek” ne demektir, “cimri” ne demektir? Kim “ben müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıyla oluşan sözde ilahlık yaşantısının Muhtariyeti Tercih Gücü’nü "Gerçek var Allah'tır" der de Sahibine verirse, sonra bu yeni idrakı ve imanıyla Allah’ın kendisine verdiğini infak ederse, korunmak için nefs-i levvamede mücadele ederse ve bu süreçte fuadı her sınavda el Hüsna’yı tasdik sonucuna ulaşırsa, onun için en kolay yaşantı tarzı olan cennet hayatını biz ona başarması için kolaylaştırırız."

M. Yılmaz Dündar



Bir Düşün.....

"Billahi anlamda iman edenlerin Hakk yolda gerçekleştirecekleri Kazanılmış Değişim’lerinde şükür mekanizması çok önemlidir; neredeyse “Kazanılmış Değişim”in olmazsa olmazı niteliğindedir. Nahl 78, Müminun 78, Mülk 23 ve Furkan 62. ayetlerden şükür mekanizmasının bir matematik içerdiğini, hatır için bir teşekkür sistemi olmadığını görüyoruz. İnsanın, şükür mekanizması için donanımlı olduğunu, bunların da Sem’ (iletişim imkânları), Ebsar (görme, gözlem yapma, izleme ve seyir imkânları) ve Fuad (Sem ve Ebsar ile elde edilen bilgilerin kalpte analiz-sentezini yaparak bir sonuca varma) sistemi olduklarını öğreniyoruz. Sem’, Basar ve Fuad imkânlarıyla Allah’ın ayetlerini tezekkür edersek görürüz ki: Anın ve andaki tüm hallerin dileyeni, hüküm sahibi, yöneticisi ve istikrarını sağlayanı Allah’tır. Ayetlerdeki “ne kadar az şükrediyorsunuz” uyarısı Sem ve Basar’ından gelen bilgilerle Fuad’ında Hakk sonuçlara ulaşarak şükür mekanizmasına dâhil olmuşların bazıları içindir, bildiği ile amel etmeyi bazen yapan bazen unutanlar içindir... Şükür mekanizmasının hayat tarzı haline gelmesi ve bu durumun insanda kesintisiz bir hal alması, “Kazanılmış Değişim”in ileri basamakları için çok önemlidir. Bu ayetlerdeki uyarıdan öğreniyoruz ki şükür mekanizmasından çıkmak Allah’ı unutmak demektir.

M. Yılmaz Dündar



Bir Düşün.....

"Zikrullah'tan maksat şudur: Allah Fıtratı üzere olan kalb manalarının, kalb aklının Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu'nda idrak, irade, fiil olacak bir HİS SURET oluşturması, bu halin beyinde alan açması, yaşantı olarak da fıtrat üzere manaların talipte sürdürülebilir, geri dönüşsüz hayat bulmasıdır. Zikrullah manadır ve mana üzerinden ilerler. Başka bir deyişle; Zikrullah, Allah fıtratı üzere kimlikler kazanmış "HİS"tir ve yaşamasını da "HİS" üzerinden yapar. Dolayısıyla; Esfele Safiliyn yaşantıyı benimseyip sonra da Zikrullah diye lafız tekrarlarını sihirli bir araç görmek kişiyi doğruya ulaştırmaz..."
"Zikrullah bir hayat tarzıdır. DuniHi algı ve zannlarını fark etmiş, reddetmiş; "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasına sırtını dönmüş bir kalbin Allah Yokmuş Gibi davranmaması, Allah’ı hiç unutmaması, bu sebeple birçok yöntem geliştirmesi, bu konuda Allah’ın Kanunlarından yararlanması; hayal, düşünce, fikir, yorum, konuşma dili ve beden dilinden "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasını daim temizlemeye çalışması gayretlerinin toplamı bir zikrullahtır; gerçek zikrullahtır..."

M. Yılmaz Dündar



yeni-kitapcik-hazir

“Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş...

Bakara-17: "Onların (ibretlik) misali (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda, Allah onların nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır; (artık hiç bir şeyi) görmezler. "
Misalde ateş ve ateş yakan vardır. Ateş sebep olduğu aydınlık sayesinde insanın gerçek olanı görmesini sağlar. Kur'an'ın konusu gereği görülmesi gereken gerçek Hakk'tır. Hakk'tan habersiz olarak yaşayanların BATIL hayat tarzları ise karanlık ile ifade edilir ki, bu ise aslında vehmin zulmeti denilen "gerçek örtücüsü"dür.
Kişide duniHİ algı ve zann'ları vehmin zulmetini oluşturur ki, bu anlayış Kur'an için karanlıktır. İşte bu karanlığı aydınlatan İslam Nuru ise bu misalde ateş ile ifade edilmiştir. Bu ateşi yakan esas kişi ise, İslam Nuru'nu yaymak ile görevli olan Rasulullah (SAV) Efendimiz'dir. Rasulullah (SAV) Efendimiz'in İslam Nuru meşalesiyle etraf aydınlanmış, Hakk ve Batıl belli olmuş ve birbirlerinden ayrılmışlardır. Hatta Billahi anlamda iman edenler için Hakk batılı yok etmiştir. Çünkü; İsra-81 ile "De ki: Hakk geldi, batıl silindi. Muhakkak ki batıl silinmeye çok mahkûmdur" buyrulmaktadır.
Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş etrafı ve etraftakileri aydınlatınca dili ve kalbi ile "Amentü Billahi" diyerek haniyf olanlar yani "Ancak Allah Müstakilen VAR ve Muhtardır; başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Biz bu duruma şahitlik ederiz. Yine şahitlik ederiz ki, Muhammed Mustafa (SAV) de Allah'ın kulu ve Rasulü'dür. "Müstakilen varım ve muhtarım" iddiasında bulunanların iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır ve yok hükmündedir" diyenler ki bu mana Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet ile ifade edilir; işte böyle diyenler ve bu manaya uygun ameller yani salih ameller işleyenler Biiznillah Allah'ın nuruna dâhil oldular.

M. Yılmaz Dündar
2 Şubat 2020

Şeytanlık Patronaj Sisteminin Köleleri

Nahl (75): “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.” Nahl (76): “Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan birisi dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayr getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?” Rûm (28): “Allah size nefslerinizden bir misal getirmektedir. Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, siz verdiğimiz rızıklarda birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip) ortaklarınız var mı? İşte, Biz ayetlerimizi aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.” Zümer (29): “Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.” Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, İslam sisteminde kölelik uygulaması yoktur. Misaller köleler üzerinden veriliyormuş gibi gözükmektedir; bunun sebebi, Kur’an’ın iniyor olduğu dönemi yaşayanların hayatlarının içerisinde köle uygulaması büyük bir yer tutmaktadır. Günümüze yakın zamana kadar da bu köle sistemi devam etmiştir. Bir akıllı insan bu misallerin anlattığını kavrarsa, zaten o insan köle sistemini tasvip etmeyen olacaktır. Misallerdeki köle kelimesi ile geçiş yapılan bir kölelik vardır ki; o günde de, o günden önce de, bugün de ve bugünden sonra da var olacak ve kıyamete kadar da devam edecek olan kölelik sistemidir. Dolayısıyla her çağın gerçeği olan bu sistemde […]
17 Kasım 2019

Muhatap, Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş olanlardır; Müslümanlardır

Cum’a (5): “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin misali, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Kehf (54): “Hakikaten, Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.” Cum’a (5) ile verilen ders verici misali yahudiler okuyup da kendilerine çekidüzen verecek değillerdir. Muhatap Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş Müslümanlardır. Kur’an ayetlerinde müslümanlar hep nazikçe uyarılmıştır. Kur’an, inananlara nazik davranır. Bu misalde de müslümanlar nazikçe uyarılmaktadır. Yahudilerin hallerinden ders alınması ve aynı hataların yapılmaması istenmektedir. Misalde “Bir kitaptan yükümlü olmayı size verilen tercih yetkinizle siz seçiyorsunuz, sonra da kitabın hükümlerine uymuyorsunuz. Sizin bu haliniz kitabı sırtında taşıyan ve kitabı değerlendirme yeteneği bulunmayan hayvandan farklı olmaz.” denilmektedir. Kur’an ayetlerinde, kendilerine verilen tercih yetkisiyle kitabı seçmemiş, sonra da kitabın kurallarıyla, hükümleriyle alay edenler ise “hayvandan da aşağı” görülmüştür (A’raf-179, Furkan-44). Misalle müslümanlara verilen öğüt yalnızca Kur’an için değildir. İnsanların yaptıkları araştırma ve incelemeler sonucu Sünnetullah’a ait elde ettikleri bilgilerden de yararlanılması ve bu bilgilere göre amel edilmesi de istenmektedir. Sünnetullah’a ait bulguları hangi inançtan bir insan elde ederse etsin, müslüman yararlanmalıdır. Çünkü Sünnetullah’ta bir değişiklik olmaz (Fetih-23). Müslümanlar için Allah’ın adını anarak ve Allah adına okumak çok önemlidir; çünkü böyle yaparlarsa biliyorlar ki, Allah onlara bilmediklerini öğretir (Alak1-5). Allah’ı hakkıyla tanıyamayan bir göz Kur’an’a göre bu dünyada âmâ’dır, ahirette ise daha da şaşkındır (İsra-72); işte müslüman Allah’a karşı dünya hayatında âma olmaktan korkar. Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer-9)” […]