Bir Düşün.....

"Kalbler ancak Zikrullah ile mutmain olur (Ra'd-28)."
Zikrullah'tan maksat şudur: Allah Fıtratı üzere olan kalb manalarının, kalb aklının Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu'nda idrak, irade, fiil olacak bir HİS SURET oluşturması, bu halin beyinde alan açması, yaşantı olarak da fıtrat üzere manaların talipte sürdürülebilir, geri dönüşsüz hayat bulmasıdır. Zikrullah manadır ve mana üzerinden ilerler. Başka bir deyişle; Zikrullah, Allah fıtratı üzere kimlikler kazanmış "HİS"dir ve yaşamasını da "HİS" üzerinden yapar. Dolayısıyla; Esfele Safiliyn yaşantıyı benimseyip sonra da Zikrullah diye lafız tekrarlarını sihirli bir araç görmek kişiyi doğruya ulaştırmaz...

M. Yılmaz Dündar



Bir Düşün.....

"Zikrullah bir hayat tarzıdır. DuniHi algı ve zannlarını fark etmiş, reddetmiş; "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasına sırtını dönmüş bir kalbin Allah Yokmuş Gibi davranmaması, Allah’ı hiç unutmaması, bu sebeple birçok yöntem geliştirmesi, bu konuda Allah’ın Kanunlarından yararlanması; hayal, düşünce, fikir, yorum, konuşma dili ve beden dilinden "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasını daim temizlemeye çalışması gayretlerinin toplamı bir zikrullahtır; gerçek zikrullahtır..."

M. Yılmaz Dündar



yeni-kitapcik-hazir

“Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş...

Bakara-17: "Onların (ibretlik) misali (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda, Allah onların nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır; (artık hiç bir şeyi) görmezler. "
Misalde ateş ve ateş yakan vardır. Ateş sebep olduğu aydınlık sayesinde insanın gerçek olanı görmesini sağlar. Kur'an'ın konusu gereği görülmesi gereken gerçek Hakk'tır. Hakk'tan habersiz olarak yaşayanların BATIL hayat tarzları ise karanlık ile ifade edilir ki, bu ise aslında vehmin zulmeti denilen "gerçek örtücüsü"dür.
Kişide duniHİ algı ve zann'ları vehmin zulmetini oluşturur ki, bu anlayış Kur'an için karanlıktır. İşte bu karanlığı aydınlatan İslam Nuru ise bu misalde ateş ile ifade edilmiştir. Bu ateşi yakan esas kişi ise, İslam Nuru'nu yaymak ile görevli olan Rasulullah (SAV) Efendimiz'dir. Rasulullah (SAV) Efendimiz'in İslam Nuru meşalesiyle etraf aydınlanmış, Hakk ve Batıl belli olmuş ve birbirlerinden ayrılmışlardır. Hatta Billahi anlamda iman edenler için Hakk batılı yok etmiştir. Çünkü; İsra-81 ile "De ki: Hakk geldi, batıl silindi. Muhakkak ki batıl silinmeye çok mahkûmdur" buyrulmaktadır.
Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş etrafı ve etraftakileri aydınlatınca dili ve kalbi ile "Amentü Billahi" diyerek haniyf olanlar yani "Ancak Allah Müstakilen VAR ve Muhtardır; başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Biz bu duruma şahitlik ederiz. Yine şahitlik ederiz ki, Muhammed Mustafa (SAV) de Allah'ın kulu ve Rasulü'dür. "Müstakilen varım ve muhtarım" iddiasında bulunanların iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır ve yok hükmündedir" diyenler ki bu mana Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet ile ifade edilir; işte böyle diyenler ve bu manaya uygun ameller yani salih ameller işleyenler Biiznillah Allah'ın nuruna dâhil oldular.

M. Yılmaz Dündar
2 Haziran 2020

Efendimiz (SAV)’in açıkladığı kaderin anlaşılamamasında birincil sebep dȗniHİ algı ve zann’larıdır.

“ÂMENTÜ BİLLÂHİ” YÖNELİŞİNDEN SAPMALAR “Mânâ”yı Yöneliş ve İlişkiler diye etiketleyip Yöneliş’i tanımladık, biliyorsunuz. Şimdi sizinle Yöneliş’in defolarına, defolu hallerine bakalım. Ayet ve hadislerde tanımlanan Yöneliş halinden sapan ve bu yüzden de sonu/âhiri hüsran olan inanış biçimleri vardır, bunlar kitaplarda “fırka” diye geçer, onları “Bâtıl Fırkalar” başlığı altında görebilirsiniz. O fırkaları temel beş grup altında göreceğiz. “Yönelişimde ne yaparsam defolu olur?” sorusunu âyet ve hadislerle öğrenelim ki yönelişimiz yerine defosuz otursun. Sapmalar en az daha önce paylaştığımız kısım kadar önemlidir. Bu öyle bir şey ki sapmış inanış/yöneliş biçimleri sapma olmadan önce öğrenilmesi gerekir. Çünkü zihin saptıktan sonra onun düzeltilmesi, onarılması hemen hemen imkansızdır. Düzeltilmesindeki zorluklardan birisi bunu düzeltecek birini bulamamaktır. Kime gidip anlatıp da çareyi bulacaksınız? Bu günümüzde çok mümkün olacak bir şey değil. O yüzden sapmadan önce tanımları iyi görmek gerekiyor. Bu kapsamda, bir halimiz, bir düşüncemiz şimdi göreceğimiz beş gruptan hangisine yakınsa, bizde biraz o gruptan biraz şu gruptan bir şeyler varsa onları temizlemek çok önemlidir. Beş grup altında göreceklerimiz aslında diğer fırkaların da sebepleridir. Ama hepsinin tek bir sebebi var. “Bu fırkalar neden var?” dediğimizde hepsinin tek sebebi kaderi anlayamamaktır. Diyelim ki anlayamadılar, Efendimiz (SAV) in açıkladığı kadere teslim de olamamışlar. Sebep bu. Fırkalar buradan çıkıyor, başka bir sebep yok, hepsi kadere getirilen yorumlarla ilgilidir. Bu iş kadar önemlidir. Dikkat edin, bu beş grubtan sadece birisi açıktan inkâr edenlerle ilgilidir, diğer dört grup doğrudan “İnanıyorum, müslümanım” diyenleri ilgilendiriyor. “İnanıyorum” diyenler Efendimiz (SAV) in açıkladığı kaderi neden anlayamıyorlar? O açıklamalara neden teslim olamıyorlar? Bildiğiniz şeyler de olsa tekrar sıralayalım. […]
26 Nisan 2020

Salih amelin hayat yönetimi “Billahi anlamda hürriyet”tir

BİLLAHİ ANLAMDA HÜRRİYET VE DUNİHİ ANLAMDA HÜRRİYET Aslında kader mevzuu içerisinde, “ne yapacağım, nasıl yapacağım, bana düşen nedir?” dediği zaman insanı ve doğrudan onun hayatını ilgilendiren konu burasıdır: DuniHi algı ve zann’larına göre bir hayat tarzını tercih etmiş nefsler, o yolun inatçısı, arzulusu ve takipçisi olarak “Kazanılmış Değişim”ini batıl üzerine gerçekleştirir. Bu, nefslerin değişimlerini kazanılmış hale getirecek olan Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini ısrarla, batılı tercih yönünde kullanmaları ve bu tercihlerine şahit olmalarındandır. İşte, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni duniHİ algı ve zann’ları doğrultusunda kullanan nefslerin hayatlarını yönetim biçimleri “duniHi anlamda hürriyet”tir. Hayatları için bu yönetim tarzını seçenlerin fazladan göstermeleri gereken bir gayret yoktur, kendilerini içinde buldukları hâlihazır durumu olduğu gibi devam ettirirler. Billahi anlamda imanı tercih etmiş nefslerin ise, kendilerini içinde buldukları hâlihazır duruma sırtlarını dönüp haniyf olmaları gerekir. Yani fazladan bir gayret gerekir. Haniyf olan bir talib için prensip artık; Billahi anlamda iman ve bu imana uygun amellerdir, yani salih ameldir. Salih amel yeni bir hayat yönetimi gerektirir. Salih amelin hayat yönetimi ise “Billahi anlamda hürriyet”tir. Bu iki ayrı hayat yönetimini daha iyi ortaya koyabilmek için ikisini birbiriyle birkaç açıdan kıyaslayarak inceleyeceğiz, kıyas yöntemini hayr için ve olumlu yönde kullanarak “Billahi anlamda hürriyet”i ve “duniHİ anlamda hürriyet”i anlamaya çalışacağız. 1.A. Billahi Anlamda Yetki Kullanımı “Billahi Anlamda Hürriyet”te olan bir kişi, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni, yani Hakk ve batıl arasında tercih yapma hürriyetini, bu tercihini “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunmaksızın kullanır. Yani yetkili kılındığı hürriyetini kendi adı namına değil, Allah’ın verdiği o yetkiyi Allah adına kullanır. Kastımız, kıyaslama ilerledikçe, daha […]