Dışarıdaki hayat o kadar baskın ve örtücü ki burada anlattıklarımızı, paylaştıklarımızı da örtüyor…

Biz önemle ve ısrarla “ilahlık hissiyatından korunmak ve kurtulmak” gerektiğini anlatıyoruz. Bunlara kulak veren bir müslüman kardeşimiz “Korunmamız gerekenin duniHi algı ve ilahlık hissiyatı olduğuna ikna oldum, bu ilahlık hissiyatından nefret ediyor ve onu reddediyorum, ancak nasıl temizleneceğim?” diyorsa “Billahi Anlamda Hürriyet-DuniHİ Anlamda Hürriyet: Nefs Terbiyesi” başlığı altında üç bölümlük bir program paylaştık (Bir Düşün Yansıması YouTube). Orada ayet ve hadisler ışığında, hiçbir beşerî katkı olmaksızın “bir ilahlık hissiyatından temizlenme yolu” anlatılıyor ve deniliyor ki: nefs terbiyesi ayetlere göre böyle olur. Oysa hiç uygulayanı olmamış, bir başaranı çıkmamış, anlatılanları uygulamak için ömür tüketilmiş öyle nefs terbiye yöntemleri var ki… Kişi dilerse elbette onlarla da uğraşabilir, mutlaka bir faydası da vardır ama Kur’an’ın söylediği hedefe ulaşamaz! Kur’an’ın söylediği hedefe ulaşabileceğiniz Nefs Terbiyesinin bir yöntemini o üç programda paylaştık. Bu üç program, “hele bir bakayım” diyerek yaklaşılacak değil, defalarca ve harf harf ders edilmesi, amel çıkarılması gereken programlardır. Kim nefs terbiyesine talipse, yapacağı amelleri hiç atlamadan bu paylaşımlardan kendisi için tespit etmeli ve bu ameller üzerine bir hayat tarzı oluşturmalıdır.

Nefs terbiyesi gözünüzle görebileceğiniz, takip edebileceğiniz, izleyebileceğiniz bir şeydir. Hayali bir şey değil; “Acaba enerjim nasıl?” gibi hayali işler değil! Nefs Terbiyesi bir hayat tarzı olduğu için onu gözünüzle görebilir, izleyebilir, denetleyebilir, kontrol edebilirsiniz. Bu hayat tarzına talip olan, bu üç programı defalarca ders yaparak kendisine ameller çıkarır ve bu ameller üzerine de bir hayat tarzı oluşturursa çok önemli bir Nefs Terbiyesi yoluna girmiş olur. Eğer bir kişi, beş vakit salât ikamesini, her yıl bir ay Ramazan orucunu aksatmaz ve bu üç programı hayat tarzı haline getirirse Biiznillah önemli bir mürşidin yanında en az 40 yıl eğitim almış gibi mesafe alır.

Lütfen şunu önemseyin ve açıklamalarımızda, tavsiyelerimizde ayet ve hadislere uymayan bir şey tespit ederseniz, bu yazıları, bu paylaşımları hemen terk edin. Ancak paylaşımlarımızı incelerken doğru, adaletli ve düzgün olun.

Bu uyarıyı neden yaptık? Çünkü dünya bu bilgiler üzerine oturmaz… Diyorum ki, bu paylaştığımız bilgiler dünyanın en önemli bilgileridir. Bazıları buna gülüyor. Haklılar. Çünkü böyle ama dünyada geçmeyen bir para… Bu dünyanın en önemli parası diyoruz ama bu dünyada geçmiyor; dünyada öyle bir ekonomik sistem var ki bu para geçmiyor. İşte öyle bir şey… Bu sebeple diyoruz ki; dünya bu bilgiler üzerine kurulu değil. Dolayısıyla, biz bu bilgileri paylaşınca insanlar bu bilgiyi görüp “demek ki bende ilahlık hissiyatı varmış”, “dünya yaşantısında inkârcı duniHi ilahlar varmış”, “İslam gerçekte bunları fark etmek ve onlardan kurtulmakmış” demezler; kimse burada paylaşılan ilmin yaşantısına koşmaz, bu sebeple de bu bu ilim ve yaşantısına yönelik büyük kalabalıklar olmaz. Kur’an’ın gösterdiği istatistiklere göre bu böyle! Kıyamete kadar da olmayacak çünkü cennete gireceklerin yüzdesi belli.

Bu üç programda ele aldığımız “Billahi anlamda hürriyet ve duniHi anlamda hürriyet” konusunun esası “NEFS TERBİYESİ”dir. Dolayısıyla bu paylaşımlarda “nefsi” ve “nefsin şerri”ni kıyas yöntemi ile ele almaya çalışmaktayız. Konunun bir diğer yönü şudur ki, “Billahi anlamda hürriyet ve duniHi anlamda hürriyet” aslında kader konusunun amelidir; kader matriksinin gereği olarak yaşanabilir hayat normlarının cereyanı sırasında gerçekleşir.

Bu konuyu ele alırken, kesret yani ilişkiler dilini kullanıyoruz, bu anlatımlarda Tevhid dilini kullanmıyoruz. Kader konusu (özellikle tasavvufi olarak kabul edilen yerlerde) tevhid diliyle anlatılmışsa, tam ve doğru olarak anlaşılması, idrak edilebilmesi zorlaşabilmektedir. Çünkü tevhid diliyle anlatılan konulardan amel çıkarmak (o anlatımlarla bir hayat tarzı oluşturmak) mümkün olmaz. Öyle olduğu için kader konusunu kesret diliyle yani kullar arası ilişkiler diliyle ele almak gerekir ki konunun insanlar için ameli çıkabilsin.

Kader konusunun ameli kendi arasında iki ana bölüm halinde incelenir:

  1. Kulun dahli olmayan ameller
  2. Kulun dahli olan ameller

Kulun dahli olmayan ameller öyle amellerdir ki kulu taşır. Bu yüzden, kulun dahli olmayan ameller açısından kadere teslim olmak kader manasına yaslanmak demektir. Evet, kulun dahli olmayan ameller kulu taşır, kulun dahli olan amelleri ise kul taşır. Dolayısıyla dahli olan amellerin gerçekleşebilmesi için kader matriksinde kul özgür kılınmıştır. Bu özgürlük için kula Muhtariyeti Tercih Gücü (MTG) yetkisi verilmiştir. Bu amellere kul bu yetkiyle dâhil olabilir.

Bu yetkinin (Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisinin) sınırları vardır: Bu yetki yalnızca Hakk ve Batıl arasında tercih noktasında çalışan bir özgürlüktür; yetki bu kadardır. MTG yetkisi yalnızca Hakk ve Batıl arasında tercih yaparken oluşan, o andaki tercihi yerine getirebilmek için kula verilen bir özgürlüktür. Dikkat edin ki burada da kadere teslim olmak vardır.

Kadere teslim olmanın iyi anlaşılması gerekir. Kulun dahli olmayan amellerde kadere teslim olmak kader manasına yaslanmaktır, kader manasıyla didişmemektir. Ama kulun dahli olan amellerde kadere teslim olmak, verilen görevi Allah’ın rızasına uygun şekilde yapmaktır. Bu noktanın iyi anlaşılması gerekir. Kulun özgür kılındığı, dâhil olduğu bu amellerde Hakk ve Batıl arasındaki tercihte kadere teslim olmak, kulun kendisine verilen görevi Allah’ın rızasına (Allah’ın razı oluşuna) uygun şekilde yapmasıdır.

İki tip teslimiyet söyledik ve bu çok önemli:

1) Kulun dahli olmayan amellerde kadere teslim olmak kader manasına yaslanmaktır, kader manasıyla didişmemektir.

2) Kulun özgür kılındığı, dahil olduğu amellerde Hakk ve Batıl arasındaki tercihte kadere teslim olmak, verilen görevi Allah’ın rızasına uygun şekilde yapmaktır.

Kader konusunun ameli tam bir gerçek nefs terbiyesidir; nefs terbiyesinde en kısa, en kestirme, en gerçek biricik yöntemdir.

Nefs terbiyesi paylaşımlarımızda “kulun dahli olan ameller” üzerinden yürüyeceğiz, bu sebeple de konuyu kesret diliyle, kullar arası ilişkiler diliyle ele alacağız, yöneliş diliyle, tevhid diliyle değil. Bunu önemle dile getiriyoruz, çünkü kader konusunu merak edenler onu (tasavvufi olduğu düşünülen anlatımlarda) genellikle tevhid/yöneliş cümleleriyle buldukları için, bizim bu sunuşumuzu konu dışı gibi sanabilirler. Öyle sanılmasın!

İşin esası şudur: Kadere iman edilirken tevhid diliyle açıklanmış olan manaya iman edilir. Kaderle ilgili amel yapılacağında ise kader kullar arası ilişkiler diliyle, kesret diliyle açıklanır, o açıklamalara göre amel edilir. Elbette Kur’an ve Sünnet’in açıklamış olduğu manaya ve açıklamalara göre…

Kader konusunda önemli nokta, kulun dahli olan amellerin aracıdır; kulun dahli olan konularda hangi araç kullanılmaktadır? Kulun dahli olan amellerin icraat aracı nedir?

Kulun dahli olan konularda araç hürriyettir. Kul dahli olan amellere kendisine verilen Muhtariyeti Tercih Gücü (MTG) yetkisini kullanarak girmektedir, bu yetkiyi kullanarak amelleri gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla araç hürriyettir. Araç hürriyet olunca, karşımıza bu hürriyetin iki tür kullanımı çıkmaktadır. Bu hürriyet ya Billahi anlamda veya duniHi anlamda kullanılabilir ki esas mesele buradadır ve insanların ahiretteki yaşantılarının konumlarının belirlenmesi de bu hürriyetin Billahi mi duniHi mi kullanıldığına bağlıdır. Biz işte Nefs Terbiyesi paylaşımlarımızda her iki hürriyeti kıyas yöntemiyle ele alıyoruz. Dolayısıyla, Billahi anlamda hürriyet nasıl gerçekleşir, duniHi anlamda hürriyet nasıl gerçekleşir, bu ikisini kıyaslayıp, talip olan için iki hürriyet kullanımının, iki hayat tarzının farkını göstermeye çalışıyoruz.

Billahi anlamda hürriyet için duniHi algı ve zannlarına sırtını dönmüş olarak haniyf bir hayat tarzı oluşturmuş olmak gerekiyor, en azından böyle bir hayat tarzına aday olmak gerekiyor. DuniHi algı ve zannlarına sırtını dönmüş, böylece haniyf bir hayat tarzı oluşturmuş kişi Kur’an’da önemlidir ve onun hali şöyle tarif edilir: Amenu Billahi ve Amilus Salihati. Yani Billahi anlamda iman edenler ve bu imana uygun olarak davrananlar, bu imana uygun hayat tarzı oluşturanlar.

Hedefimiz olan “Hakk yolda Kazanılmış Değişim”i elde edebilmek için MTG yetkisini Hakk yol için kullanmak gerekiyor. Hakk yolu tercih için bu yetkiyi kullanmak gerekiyor ama nasıl?

İstekli, arzulu ve ısrarlı!

Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisinin böyle kullanılması gerekiyor. Eğer kul MTG yetkisini Hakk yolu tercih etmek için istekli, arzulu, ısrarlı kullandıysa, o kul hürriyet imkânını Billahi anlamda kullandı demektir. Bir başka deyişle, bu kul hayatını Billahi anlamda hürriyet ile yönetiyor demektir.

DuniHi anlamda hürriyet ise şöyle gerçekleşir: Hürriyeti duniHi anlamda kullananlarda duniHi algı ve zannlarına göre dizayn edilmiş bir hayat tarzı vardır ve onların “Kazanılmış Değişim”leri batıl alanda gerçekleşir. Böyle olunca, bu hayat tarzındaki kullar da MTG yetkilerini batılı tercih için istekli, arzulu, ısrarlı kullanırlar. MTG yetkisini batılı tercih için istekli, arzulu, ısrarlı kullanan kul, hürriyet imkânını duniHi anlamda kullanıyor demektir. Bir başka deyişle hayatını duniHi anlamda hürriyetle yönetiyor demektir.

Karşımıza hemen iki farklı hayat tarzı çıktı: Billahi anlamda hürriyetle yönetilen hayat tarzı, duniHi anlamda hürriyetle yönetilen hayat tarzı. İşte Nefs Terbiyesi anlatımlarımızda biz bu hayat tarzlarını birbirleriyle kıyaslayarak anlamaya, çeşitli maddeler altında incelemeye çalışıyoruz.

Konuya ele alırken ilk maddelerimiz, kulların idraklarını, kulların kimlik idraklarını, daha doğrusu kulların idraklarının kimliklerini yani kimliklerinin ortaya çıkışını kıyaslayan maddeler. Sonra o kimliğin bakış açısını, o kimliğin hayat tarzlarını kıyaslayan maddelerle konuyu tamamlıyoruz. Bütün bu anlatımlar esnasında MTG yetkisinin Billahi idrakla ve DuniHi algıyla kullanımını ele alıyor, bu iki kullanıma dayalı hayat tarzını mümkün olduğunca birbirinden ayırarak anlamaya çalışıyoruz.

 “Billahi idrak” derken kast ettiğimiz var olan bir şeydir, yaşayan bir manadır, Billahi idrak ile onu ifade ediyoruz. “DuniHi algı” dediğimiz ise bir zann’dır. Nefs Terbiyesi anlatımlarımızda biz o zann ile var olan bir şeyi, var olan bir manayı kıyaslıyoruz, böylece “nefse” ve “nefsin şerrine” ait hayat tarzlarını birbirinden ayırmaya gayret ediyoruz.