“Âmentü Billâhi” beyanı Safa Tepesi’nden, Efendimiz (SAV)’in bizlere bir sünnetidir.

Efendimiz çıktı, o tepeden ilan etti: La ilâhe İllallah Muhammeden Rasûlullah.

Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır, başka müstakilen var ve muhtar yoktur.

Kur’ân’ın “la ilahe” dediği, “YOK” dediği işte budur; ilahlık iddialarıdır; müstakilen varım ve muhtarım iddialarıdır.

Biraz sonra okuyacağız, Fussilet Suresi 6. ayet “Müşriklerin vay haline” diyerek tamamlanıyor.

Müşrik şirket kuran, şirkete iştiraki olan demektir. Allah diyor ki; tanrılar/ilâhlar şirketi kurdunuz, oraya tanrı olarak ortaksınız. Sen de bir tanrı olarak o şirketin ortağısın. Bu ayet tanrı şirketinin ortağına “müşrik” diyor. Kim; “Allah’ın dışı var, orada da müstakil varlıklar var, ben de öyle müstakilen varım ve muhtarım” derse şirket kurmuş olur. İşte tanrılar şirketi. Âyet dedi ki: Vay, böyle şirket kuranların ve bu şirketin ortağı olanların haline!

Biz bu yüzden şehâdetimize böyle başlıyoruz; La ilahe illallah: Müstakilen VAR ve MUHTAR olan ancak Allah! Başka müstakilen var ve muhtar YOK’tur.

Sonra diyoruz ki: Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasûlündür.

Şehâdetin bu “Muhammedün Rasulullah” kısmı da ayrı bir deryadır; şimdi lazım olan önemli yanlarına biraz bakalım.

“(Rasûlüm) de ki, ben sizin misliniz beşerim. Ancak, ilâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.” (Fussilet-6)

Rasûlüm onlara “Sizin gibi bir beşerim” de.

“Sizin gibi bir beşerim” cümlesini duyan bazıları ne yapıyor? Maalesef bu yanlış günümüzde çok yaygın. İsimleri çok önemli olan zatlar bile buradan yanlış mânâlar çıkarıyorlar, âyetin bu kısmını kendilerince delil zannederek yanlış anlatımlar yapıyorlar. Diyorlar ki, siz Hz. Muhammed’i (SAV) -o belki yalnızca Muhammed diyor, Allah muhafaza etsin- gereksiz yere yüceltiyorsunuz, O’nu gereksiz yere çok önemsiyorsunuz. İşte, ben bir beşerim diyor, âyet de söylüyor, hadis de.

Onun “Ben de misliniz bir beşerim” demesi böyle zannetmemiz için değil. Böyle bir düşünceye ve tartışmaya girmek, bırakın Rasûlullah’ın özelliklerini anlamış olmayı, Rasûlullah’ın ne demek olduğunu kavrayamamaktır. Şunu söyleyeyim:

Ben Efendimiz (SAV) in imzasını idrak edemiyorum, kendisini hiç düşünemem bile, ben O’nun imzasını idrak edemiyorum. Düşünün, Birisi var ki, “Rasûlullah” diye imza atıyor…

Bilim adamlarının açıkladığı evreni, tüm galaksileri, kara delikleri, kara deliklerden sonra açılan evrenleriyle bütün onları düşünün. Yalnızca ef’al âlemini bile, yok olacak bir şeyi bile aklımız almıyor. İşte onu Yaratanın Rasûlü.

Efendimizin imzası bu! Akıl alır mı? Rasûlullah imzasını aklımız almıyor, kişiliğiyle ilgili nasıl konuşabiliriz? İmzasını bile kavrayamazken o da sizin gibi bir beşer deyip geçiyorlar. Çok yanlış, Allah muhafaza etsin. Anlayamamaktan, kavrayamamaktan kaynaklanıyor. Hâlbuki, buradaki uyarı bizim şehâdetimizle ilgili. Bizim için cennete bir delil oluştursun diye. Çünkü hemen arkamızda hristiyanlık var. Onlar Hz. İsa aleyhisselam’ı beşerden çıkardı, ilâh ilan etti. O bakışı, o inanışı, o yanlışı reddetmemiz için. Bir de o hataya düşmememiz için uyarılıyoruz. Çünkü bin dört yüz otuz küsur yıl geçti, birisi çıkıp o hataya düşebilir. “Sizin misliniz beşerim” onların hepsini bağlıyor. O, Efendimiz (SAV) i ilâh ilan etmememiz için uyarıdır. Anlaşıldı mı? Yanlışa düşmeyelim diye uyarı.

Şehadetimizdeki “Muhammed (SAV) Efendimiz SENin Kulun” kısmı biraz anlaşıldı mı? İlah yapmamak için! Aksi halde Efendimiz’i “Normal insandı” gibi anlatmak için değil. Allah muhafaza etsin.

Allah bir emir buyurduğu zaman onu normal bir kulun dinleyebilmesi mümkün değilmiş, dayanamaz imiş. Onu ancak Rasûlullah (SAV) Efendimiz dinleyebilir imiş, maneviyatta. Düşünün, o emri yaşayabilmemiz için merhametiyle çeşitli basamaklardan geçiriyor. O basamaklardan sonra anlayabileceğimiz ve vücudumuzun kaldırabileceği bir enerji seviyesine gelince onu biliyoruz. Rasûlullah’a vahyin geldiği zamanları okumuşsunuzdur. Efendimiz (SAV) in söylediklerini yazarken Vahiy Kâtiplerinin kollarının çok ağrıdığını, eğer vahiy Efendimiz (SAV) devedeyken gelirse devenin dayanamayıp çöktüğünü, Efendimiz’e vahiy gelmeden önce vücudundan onu anladıklarını, gören sahabeler anlatır. Şu an da Efendimiz (SAV) bir emri ilettiğinde normal maneviyattaki zatların dinleyemediği, ancak Gavs-ı Âzam’ın dinleyebileceği söylenir, Ehlullah öyle anlatır.

Ve “Şehâdet ederim ki; Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz SENin Rasûlündür.”

Rasûlullah! Bu öyle önemli ki… İki âyet var:

Fetih-29: “Muhammedün Rasûlullah.” Rabbimiz bize öğretti; Muhammed Rasûlullah’tır.

Ahzab-40: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir, fakat o Rasûlullah ve Hatemün Nebîyyin’dir. Allah Bi külli şey’in aliyma’dır.”

Bu iki âyetten öğreniyoruz ki, Efendimiz (SAV) Rasûlullah’tır, peygamber değil. Çok dikkat edin, Efendimiz (SAV)’e peygamber diyenler O’nu kavrayamazlar. O yüzden çeşitli yanlışlar üretirler.

Kur’ân ona “Rasûlullah” diyor. Bitti! O Rasûlullah’tır, Nebîullah’tır.

Rasûlullah her iki mânâyı da kapsar. Hz. Muhammed (SAV) Rasûlullah’tır. Biz buna şehâdet ediyoruz.

Peygamber derseniz ne olur? Normal hayattan örnek vereyim ama manayı anlayınca örneği silin lütfen.

Diyelim ki bir şişeye baktınız ve “Şişede su var” diyerek bir şahitlik yaptınız. Ama etrafta dolaşırken “Susuz şişe, susuz şişe” diye dolaşıyorsunuz. Şehâdetinize uyar mı? Kameraya alsak, sonra da siz tam “Susuz şişe” derken sizin “Şişede su var” dediğiniz görüntünüzü izletsek hâkim size ne der?

Demek istiyorum ki: Kelime-i Şehâdet’te “Eşhedü enne Muhammeden AbduHû ve RasûluHû; Kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim” deyip sonra da O’na peygamber derseniz, yalancı şahit olursunuz. Şehâdette “Rasûlü” diyorsun, dışarı çıkınca peygamber, olmaz. Görüntülerin gelince melekler “Şehâdette böyle dedi ama etrafta peygamber diyordu” derler. Tehlikeyi fark ettiniz mi?

Kur’ân tanrı demiyor, Kur’ân peygamber demiyor. Ama sen tanrı diyorsun, peygamber diyorsun. Kur’ân’ın diliyle şehâdet ediyorsan öyle isimlendireceksin: Muhammed Rasûlullah’tır.

“Peygamber” dûniHİ algının kelimesidir, İslâmi bir kelime değil. O’na Kur’ân Rasûlullah diyor.

Billâhi algıya tâlip olan birini seçsin. Kur’ân böyle derken eğer sen “Ama şu kişi peygamber diyor” dersen, o insanla Kur’ân’ı karşı karşıya getirmiş olursun. Kur’ân Rasûlullah diyor. “Peygamber de aynı mânâda” derseniz olmaz, işi bozarsınız. Kur’ân böyle diyor, bu evrensel bir dil, evrensel bir telaffuz. Bir müslüman İngilize “Peygamber” desem anlamaz, ama “Rasûlullah”ı anlar.

Biz Rasûlullah’a şehâdet ediyoruz. Peygamber dûniHİ idraka ait bir ifadedir; uzakta, ötede uydurulmuş bir tanrıdan, o tanrının muhatap almadığı inananlarına mesaj taşıyan postacının adıdır. Her dinde, her felsefede de vardır. Başka dinlerin, başka felsefelerin de peygamberi var, puta tapanların da var. Aynı ismi biz Efendimiz’e (SAV) nasıl kullanırız? Dikkat edin, bir puta tapanın da peygamberi var. O da kendi dilinde peygamber diyor, İngilizcede şöyle, diğerinde böyle, o kelime her ne ise. DûniHİ hayata ait o kelimeyi alıp Efendimiz için kullanamayız. Onlar, Allah’ın dışı var sanarak üretilmiş, tanrılarla onlara inananlar arasında aracılık yapan postacılara verilen isimler.

Kur’ân “Rasûlullah” diyor ve şehâdetinizde siz de “Eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluhû” diyorsunuz, sonra çıkıp niye başka isim kullanıyorsunuz? Size “Kur’ân böyle diyor, şehâdetinizde böyle diyorsunuz” diyorum, buna rağmen “Peygamber desem olmaz mı?” diyorsunuz. De ama dosyana o girer. Mahkemede açarlar dosyanı, “İnatla böyle diyordu” derler. Niye Kur’ân’ı tercih etmiyoruz? Diğeri doğru olsa bile “ben Kur’ân’ı tercih ediyorum” deyip Efendimiz (SAV)’e Rasûlullah demek neden zor geliyor?

Efendimiz (SAV)’e Rasûlullah demeliyiz. Rasûlullah ne kadar güzel bir sesleniş elhamdülillah. Allah böyle demiş, O’nun imzası da böyle.

“Hz. Peygamber (SAV)” desek olmaz mı?” diyenler oluyor. Peygamber kelimesinin yanına ne dua getirirsen getir olmaz. O Rasûlullah! Bunu niye anlamıyorsunuz? Ben değil, bunu Kur’ân söylüyor. “Şu zat peygamber diyor” diye niye insanları önemsiyorsunuz? Bunu da Kur’ân söylüyor.

Siz Rasûlullah deyin ve onlara da duacı olun, kızmayın. “Allahım, ben Rasûlullah diyorum. Benim dediğim doğruysa, bütün yanlış seslenenleri bağışla ve benim dediğim gibi sayıver” diye dua edin, Rabbin onları da böyle saysın. Bir kişi bile olsa, bir kişi doğru yapsın da onlar da kurtulsun. Onların doğru yaptıklarıyla da biz kurtulalım, kardeşlik budur.

Yanlışı savunmak olmaz, Rasûlullah daha doğru bir sesleniştir, Rasûlullah’a alışmak lazım. Şehâdetteki seslenişimiz bu; Muhammeden Rasûlullah. Kelime-i Şehâdet’te bu şekilde hitap ediyoruz. Elhamdülillahi rabbil âlemiyn.

Yılmaz DÜNDAR, Talibin Başlangıç Çizgisi’nden…