26 Nisan 2020

Salih amelin hayat yönetimi “Billahi anlamda hürriyet”tir

BİLLAHİ ANLAMDA HÜRRİYET VE DUNİHİ ANLAMDA HÜRRİYET Aslında kader mevzuu içerisinde, “ne yapacağım, nasıl yapacağım, bana düşen nedir?” dediği zaman insanı ve doğrudan onun hayatını ilgilendiren konu burasıdır: DuniHi algı ve zann’larına göre bir hayat tarzını tercih etmiş nefsler, o yolun inatçısı, arzulusu ve takipçisi olarak “Kazanılmış Değişim”ini batıl üzerine gerçekleştirir. Bu, nefslerin değişimlerini kazanılmış hale getirecek olan Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini ısrarla, batılı tercih yönünde kullanmaları ve bu tercihlerine şahit olmalarındandır. İşte, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni duniHİ algı ve zann’ları doğrultusunda kullanan nefslerin hayatlarını yönetim biçimleri “duniHi anlamda hürriyet”tir. Hayatları için bu yönetim tarzını seçenlerin fazladan göstermeleri gereken bir gayret yoktur, kendilerini içinde buldukları hâlihazır durumu olduğu gibi devam ettirirler. Billahi anlamda imanı tercih etmiş nefslerin ise, kendilerini içinde buldukları hâlihazır duruma sırtlarını dönüp haniyf olmaları gerekir. Yani fazladan bir gayret gerekir. Haniyf olan bir talib için prensip artık; Billahi anlamda iman ve bu imana uygun amellerdir, yani salih ameldir. Salih amel yeni bir hayat yönetimi gerektirir. Salih amelin hayat yönetimi ise “Billahi anlamda hürriyet”tir. Bu iki ayrı hayat yönetimini daha iyi ortaya koyabilmek için ikisini birbiriyle birkaç açıdan kıyaslayarak inceleyeceğiz, kıyas yöntemini hayr için ve olumlu yönde kullanarak “Billahi anlamda hürriyet”i ve “duniHİ anlamda hürriyet”i anlamaya çalışacağız. 1.A. Billahi Anlamda Yetki Kullanımı “Billahi Anlamda Hürriyet”te olan bir kişi, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni, yani Hakk ve batıl arasında tercih yapma hürriyetini, bu tercihini “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunmaksızın kullanır. Yani yetkili kılındığı hürriyetini kendi adı namına değil, Allah’ın verdiği o yetkiyi Allah adına kullanır. Kastımız, kıyaslama ilerledikçe, daha […]
2 Şubat 2020

Şeytanlık Patronaj Sisteminin Köleleri

Nahl (75): “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.” Nahl (76): “Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan birisi dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayr getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?” Rûm (28): “Allah size nefslerinizden bir misal getirmektedir. Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, siz verdiğimiz rızıklarda birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip) ortaklarınız var mı? İşte, Biz ayetlerimizi aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.” Zümer (29): “Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.” Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, İslam sisteminde kölelik uygulaması yoktur. Misaller köleler üzerinden veriliyormuş gibi gözükmektedir; bunun sebebi, Kur’an’ın iniyor olduğu dönemi yaşayanların hayatlarının içerisinde köle uygulaması büyük bir yer tutmaktadır. Günümüze yakın zamana kadar da bu köle sistemi devam etmiştir. Bir akıllı insan bu misallerin anlattığını kavrarsa, zaten o insan köle sistemini tasvip etmeyen olacaktır. Misallerdeki köle kelimesi ile geçiş yapılan bir kölelik vardır ki; o günde de, o günden önce de, bugün de ve bugünden sonra da var olacak ve kıyamete kadar da devam edecek olan kölelik sistemidir. Dolayısıyla her çağın gerçeği olan bu sistemde […]
17 Kasım 2019

Muhatap, Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş olanlardır; Müslümanlardır

Cum’a (5): “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin misali, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Kehf (54): “Hakikaten, Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.” Cum’a (5) ile verilen ders verici misali yahudiler okuyup da kendilerine çekidüzen verecek değillerdir. Muhatap Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş Müslümanlardır. Kur’an ayetlerinde müslümanlar hep nazikçe uyarılmıştır. Kur’an, inananlara nazik davranır. Bu misalde de müslümanlar nazikçe uyarılmaktadır. Yahudilerin hallerinden ders alınması ve aynı hataların yapılmaması istenmektedir. Misalde “Bir kitaptan yükümlü olmayı size verilen tercih yetkinizle siz seçiyorsunuz, sonra da kitabın hükümlerine uymuyorsunuz. Sizin bu haliniz kitabı sırtında taşıyan ve kitabı değerlendirme yeteneği bulunmayan hayvandan farklı olmaz.” denilmektedir. Kur’an ayetlerinde, kendilerine verilen tercih yetkisiyle kitabı seçmemiş, sonra da kitabın kurallarıyla, hükümleriyle alay edenler ise “hayvandan da aşağı” görülmüştür (A’raf-179, Furkan-44). Misalle müslümanlara verilen öğüt yalnızca Kur’an için değildir. İnsanların yaptıkları araştırma ve incelemeler sonucu Sünnetullah’a ait elde ettikleri bilgilerden de yararlanılması ve bu bilgilere göre amel edilmesi de istenmektedir. Sünnetullah’a ait bulguları hangi inançtan bir insan elde ederse etsin, müslüman yararlanmalıdır. Çünkü Sünnetullah’ta bir değişiklik olmaz (Fetih-23). Müslümanlar için Allah’ın adını anarak ve Allah adına okumak çok önemlidir; çünkü böyle yaparlarsa biliyorlar ki, Allah onlara bilmediklerini öğretir (Alak1-5). Allah’ı hakkıyla tanıyamayan bir göz Kur’an’a göre bu dünyada âmâ’dır, ahirette ise daha da şaşkındır (İsra-72); işte müslüman Allah’a karşı dünya hayatında âma olmaktan korkar. Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer-9)” […]
9 Ağustos 2019

Kurban ve Dini Allah’a Halis Kılmak

DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK NEDİR? “De ki: Bana, diyni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11) Ayette Efendimiz (SAV)’e hitaben buyruluyor: Onlara de ki; bana, dîni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Normal hayatta insanlar bu mânâda konuşmadığı için bu ayete normal hayattaki bir mânâ ile meâl yaparsanız olmaz. Peki, âyeti nasıl anlayacağız? Onu anlayacağımız dille bir cümle kuralım ama doğru olmak üzere benzer cümleler de kurulabilir. Dîni yani sistemi Allah’a halis kılmak şudur: Göklerin ve yerin yaratılışını, dünya hayatını, ne olursa olsun tüm hayat tarzlarını, kısacası evreni yani ef’al âlemini Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırmayacaksınız, oraya yerleştirmeyeceksiniz. Göklerin ve yerin yaratılışını, yaşadığımız dünya hayatını ve tüm hayat tarzlarını Allah’ın dışı var sanıp onları oraya yerleştirirseniz, dîni Allah’a halis kılamazsınız. Bu tarif göremediklerimizi de kapsasın dersek, bütün evreni yani ef’al âleminin tümünü buna dâhil etmeliyiz. Aslında mânâ âlemi de buna dâhildir, sadece bize somut olan ef’al âlemi değil. Dîn yani sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandıran kişi samimi olmayı dini Allah’a halis kılmak zannediyor. Dîni Allah’a halis kılmak ayrıdır ve bu samimi olmak demek değildir. Samimiyet farklı bir şey! Puta tapanlar da putlarına samimiler. Bir kaç yüz yıl önceye ait bir bilgi; Güney Amerika’da bir tapınakta binlerce insanı canlı kurban ediyorlar. Arama motorlarına bakarsanız sayısını, yerini bulabilirsiniz. Kurban edilen binlerce insan ve onları kurban edenler samimi değil mi? O kadar samimiler ki taptığına kurban edi(li)yor. Ona “Samimi değilsin” diyebilir misiniz, “Korkmuyorsun” diyebilir misiniz? Taptığı puttan yani inandığı bâtıldan öyle korkuyor ki onun şerrinden, zulmünden, […]