28 Temmuz 2020

İbrahim aleyhisselamın teslimiyetini tefekkür etmek ve yaşa(t)mak…

Saffat Sûresi 103. ayet ve devamı baba İbrahim ve oğlu İsmail’den yani Hazreti İbrahim aleyhisselam ve Hazreti İsmail aleyhisselam’dan bahseder: 103: “İkisi de teslim olup O’nu alnı şakağı üzerine yıkınca”, 104: “Biz O’na “Ya İbrahim” diye nida ettik”, 105: “Gerçekten rüyanı tasdik ettin. Doğrusu biz muhsinleri böyle cezalandırırız”. 106: “Muhakkak ki bu apaçık bir beladır; idrak ettirici bir tecrübedir”. 107: “O’na Sema’dan Zibh-i Aziym; büyük kurbanlık fidye; bedel verdik”. 108: “Ahıriyn içinde Onun üzerine ona alamet olan bir bakışla anış, yâd ediş bıraktık.” Ahıriyn; sonrakiler, Vahdet Ehli demektir. Örneğin zamanımızda bizler. 109: “Selâm olsun İbrahim’e.” Allah bir Kul’una ayette ismini anarak selam veriyor, “Selâm olsun İbrahim’e” diyor! Hazreti İbrahim’e Allah’ın bu muhabbetini sağlayan şeyi anlamaya çalışıyoruz burada. Kur’an bize “iman”ı, “ikan”ı ve “teslimiyet”i anlatıyor. Bu öyle bir teslimiyet ki çok önemli… Bir insanı Hakk yolda çok hızlı ilerletebilecek bir nokta, onu konuşacağız… Hazreti İbrahim aleyhisselamın oğlu oluyor ve daha önce söz verdiği üzere öyle bir şeye sahip olursa onu Allah’a kurban edecek. Olduktan sonraki halle, olmadan önceki hal aynı olur mu, bu işi unutuyor. Sonra sevgisi coştukça ona hatırlatılıyor… Ve mübarek yavrusu “ey babacığım, böyle bir sözün var, ben hazırım…” deyince bir anlaşmadan sonra bu işi yerine getirmek için gidiyorlar. Hazreti İbrahim kendince iş kolay olsun diye bileyli bıçağını aldığında ona bir koç hediye ediliyor, “İbrahim, bunu kurban et.” deniyor. Burada gerçekleşen şey zahiren hayvanın kesimi, batınen kişide var olan kurban etme, kan akıtma olgusunun yanlıştan kurtarılması… Hazreti İbrahim aleyhisselamın döneminde enteresan bir alışkanlık var; insan kurban etmek! Maalesef günümüzde […]
4 Haziran 2020

Kurtuluş için izleyeceğimiz yol; bize önerilen kurtuluş yolu nedir?

Kurtuluş için izleyeceğimiz yolu bize Kur’an öğretiyor; haydi Kur’an’dan ipucu aramaya… “Esfele Safiliyn”den; yani “dȗniHİ algı”dan; yani kendimizi ve diğer yaratılan her şeyi Allah’ın dışında bir mekanda sanmaktan kurtulmak mümkün müdür? Elbette sorularımızın cevaplarını yine Kur’an’dan öğreneceğiz. “Birisine göre” kurtulmak yok ki! El-Veliy; Allah… “(Rabbi) dedi ki: “İkiniz cemîan inin aşağı oradan… Birbirinize düşmansınız. Benden size bir huda geldiğinde, kim benim “huda”ma tabi oldu ise, işte o sapmaz ve şakıy olmaz.” (Ta-Ha; 123) Ayetten konumuzla ilgili nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Birisi şudur: “İnin aşağı oradan…” İNİN AŞAĞI: Yani; Bulunduğunuz idraktan aşağı idraka inin. Bu inişe, bu idrak inişine Kur’an’ın diğer ayetleri ışığında baktığımızda anlıyoruz ki; “Esfele Safiliyn’e reddedildiniz, dȗniHİ idraka indiniz, dünya hayatına başladınız” manaları da vardır. Ayetteki “Birbirinize düşmansınız” ifadesinin de çok iyi anlaşılması gerekir ki, ondan bir sonuç çıkarabilelim. Bir insanın düşmanı nedir? Kur’an’a göre DÜŞMAN, bir insanın düşmanı onu Allah’tan uzaklaştırandır, başka düşman olmaz. Kendi kendinize düşman tarif etmemelisiniz, kendinizce düşman ilan etmemelisiniz. Hele de dȗniHİ algı ve zann’larına göre düşman ilan edilmez. Böyle olunca, “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i nasıl anlamalıyız? Daha önce de paylaşmıştık, iki tane “var” biliyoruz: “Birbirinize göre var” hal ve “kişinin kendinde kendine göre var” hali. Birbirinize göre “var” olan hal, siz birbirinize baktığınız zaman bu aleme “Kesret Âlemi” denmesini sağlayacak olan bu TEKASÜR, bu birbirine göre varlık sizin düşmanınızdır. Yani: İşte bu varlık sizi Allah’tan perdeler. “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i o zaman şöyle anlarız: Varlığınızla birbirinizi Allah’tan perdeleyecek şekilde inin! Ayetteki bu ifadenin konumuzla ilgili yanı böyledir. Birbirinize göre “var” […]
2 Haziran 2020

Efendimiz (SAV)’in açıkladığı kaderin anlaşılamamasında birincil sebep dȗniHİ algı ve zann’larıdır.

“ÂMENTÜ BİLLÂHİ” YÖNELİŞİNDEN SAPMALAR “Mânâ”yı Yöneliş ve İlişkiler diye etiketleyip Yöneliş’i tanımladık, biliyorsunuz. Şimdi sizinle Yöneliş’in defolarına, defolu hallerine bakalım. Ayet ve hadislerde tanımlanan Yöneliş halinden sapan ve bu yüzden de sonu/âhiri hüsran olan inanış biçimleri vardır, bunlar kitaplarda “fırka” diye geçer, onları “Bâtıl Fırkalar” başlığı altında görebilirsiniz. O fırkaları temel beş grup altında göreceğiz. “Yönelişimde ne yaparsam defolu olur?” sorusunu âyet ve hadislerle öğrenelim ki yönelişimiz yerine defosuz otursun. Sapmalar en az daha önce paylaştığımız kısım kadar önemlidir. Bu öyle bir şey ki sapmış inanış/yöneliş biçimleri sapma olmadan önce öğrenilmesi gerekir. Çünkü zihin saptıktan sonra onun düzeltilmesi, onarılması hemen hemen imkansızdır. Düzeltilmesindeki zorluklardan birisi bunu düzeltecek birini bulamamaktır. Kime gidip anlatıp da çareyi bulacaksınız? Bu günümüzde çok mümkün olacak bir şey değil. O yüzden sapmadan önce tanımları iyi görmek gerekiyor. Bu kapsamda, bir halimiz, bir düşüncemiz şimdi göreceğimiz beş gruptan hangisine yakınsa, bizde biraz o gruptan biraz şu gruptan bir şeyler varsa onları temizlemek çok önemlidir. Beş grup altında göreceklerimiz aslında diğer fırkaların da sebepleridir. Ama hepsinin tek bir sebebi var. “Bu fırkalar neden var?” dediğimizde hepsinin tek sebebi kaderi anlayamamaktır. Diyelim ki anlayamadılar, Efendimiz (SAV) in açıkladığı kadere teslim de olamamışlar. Sebep bu. Fırkalar buradan çıkıyor, başka bir sebep yok, hepsi kadere getirilen yorumlarla ilgilidir. Bu iş kadar önemlidir. Dikkat edin, bu beş grubtan sadece birisi açıktan inkâr edenlerle ilgilidir, diğer dört grup doğrudan “İnanıyorum, müslümanım” diyenleri ilgilendiriyor. “İnanıyorum” diyenler Efendimiz (SAV) in açıkladığı kaderi neden anlayamıyorlar? O açıklamalara neden teslim olamıyorlar? Bildiğiniz şeyler de olsa tekrar sıralayalım. […]
26 Nisan 2020

Salih amelin hayat yönetimi “Billahi anlamda hürriyet”tir

BİLLAHİ ANLAMDA HÜRRİYET VE DUNİHİ ANLAMDA HÜRRİYET Aslında kader mevzuu içerisinde, “ne yapacağım, nasıl yapacağım, bana düşen nedir?” dediği zaman insanı ve doğrudan onun hayatını ilgilendiren konu burasıdır: DuniHi algı ve zann’larına göre bir hayat tarzını tercih etmiş nefsler, o yolun inatçısı, arzulusu ve takipçisi olarak “Kazanılmış Değişim”ini batıl üzerine gerçekleştirir. Bu, nefslerin değişimlerini kazanılmış hale getirecek olan Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini ısrarla, batılı tercih yönünde kullanmaları ve bu tercihlerine şahit olmalarındandır. İşte, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni duniHİ algı ve zann’ları doğrultusunda kullanan nefslerin hayatlarını yönetim biçimleri “duniHi anlamda hürriyet”tir. Hayatları için bu yönetim tarzını seçenlerin fazladan göstermeleri gereken bir gayret yoktur, kendilerini içinde buldukları hâlihazır durumu olduğu gibi devam ettirirler. Billahi anlamda imanı tercih etmiş nefslerin ise, kendilerini içinde buldukları hâlihazır duruma sırtlarını dönüp haniyf olmaları gerekir. Yani fazladan bir gayret gerekir. Haniyf olan bir talib için prensip artık; Billahi anlamda iman ve bu imana uygun amellerdir, yani salih ameldir. Salih amel yeni bir hayat yönetimi gerektirir. Salih amelin hayat yönetimi ise “Billahi anlamda hürriyet”tir. Bu iki ayrı hayat yönetimini daha iyi ortaya koyabilmek için ikisini birbiriyle birkaç açıdan kıyaslayarak inceleyeceğiz, kıyas yöntemini hayr için ve olumlu yönde kullanarak “Billahi anlamda hürriyet”i ve “duniHİ anlamda hürriyet”i anlamaya çalışacağız. 1.A. Billahi Anlamda Yetki Kullanımı “Billahi Anlamda Hürriyet”te olan bir kişi, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni, yani Hakk ve batıl arasında tercih yapma hürriyetini, bu tercihini “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunmaksızın kullanır. Yani yetkili kılındığı hürriyetini kendi adı namına değil, Allah’ın verdiği o yetkiyi Allah adına kullanır. Kastımız, kıyaslama ilerledikçe, daha […]