Zariyat 21: Nefslerinizde! Hala görmüyor musunuz?

Önce Tekâsür Sȗresi ilk âyeti hatırlamakta fayda var: “Tekâsür sizi o derece oyaladı ki.”

Yani “Birbirlerine Göre Var” olan hal, onun yarışı, o yarıştan meydana gelen gururlanmalar sizi o kadar oyaladı ki.

Şimdi bu âyeti zihnimizde bir yerde tutalım ve Zariyat Sȗresi’ne bakalım:

“Nefslerinizde! Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zâriyat-21)

Bu iki âyeti birlikte değerlendireceğiz.

Tekâsür-1; “Birbirlerine Göre Var olan hal sizi o kadar oyaladı ki göremiyorsunuz” diyor.

Zâriyat-21 ise görelim diye bizi uyarıyor: “Nefslerinizde! Hala görmüyor musunuz?”

Birbirlerine Göre Var olan hal, Kendinizde Kendinize Göre Var olan hali örter, onu fark ettirmez ve unutturur. İşte dünya hayatında biz de unuttuk. Bu yüzden Rabbimiz bizi uyarıyor.

“Onlar âhiretten gafiller olarak, dünya hayatından zâhiri bilirler.” (Rȗm-7)

“Enfüslerindeki hakkında hiç tefekkür etmediler mi? Ki…” (Rȗm-8)

DȗniHİ algı ve zannlarıyla hayat tarzı oluşturanların zahirle perdelendiklerini, yani Birbirine Göre Var halleriyle oyalandıklarını Rȗm-7’den ve Kendinde Kendine Göre Var olan hallerini tefekkür etmediklerini de Rȗm-8’den öğreniyoruz. Böylece; Tekâsür-1’deki uyarıyı dikkate almayanlar için Kur’ân diyor ki:

“Bırak onları yesinler, faydalansınlar ve boş ümitle oyalansınlar, yakında bilecekler.” (Hicr-3)

Madem öyle, bırak onları, bırak oyalansınlar. Neden “Bırak” diyor, suçları ne? Oyalandılar ama suçları ne, ne yapıyorlar?

“Onlar ki Allah ile beraber diğer bir ilah yaparlar. Yakında bilecekler.” (Hicr-96)

Suçları bu: Onlar Allah ile beraber diğer bir ilah yaparlar. “İlah” kelimesini defalarca konuştuk, paylaştık. Bu kelime Kur’ân’ın mesajını anlayabilmemiz için çok önemli. İlah kelimesine birkaç farklı şekilde baktık, “hayran olunan, göz dikilen” anlamında bir mânâ diye de baktık. Konu derinleştikçe ilahı ilerleterek tanımladık. İlah müstakilen var olan demektir dedik. Müstakilen VAR ve Muhtar olan ilahtır, ilahlığın şartı budur. Müstakilen VAR ve Muhtar olmak ilahın olmazsa olmaz vasfıdır.

İnsanlar kendilerine bir ilah edinmek istedikleri zaman müstakilen var ve muhtar güçler iddia ederler. Kafasından bir ilah oluşturur, onu müstakilen var ve muhtar bir güç ilan eder ve bu yolda kendini haklı zanneder. Neden? Çünkü ilan ettiği güçlerin karşılıklarını görür. Bunların bir çok sebebi vardır ama esas sebep, ilah edindikleri, ilah ilan ettikleri güçlerin tabanında genellikle bir esmâ olmasıdır, fark ettikleri esmâları ilah ilan etmişlerdir. Vedȗd esmasını fark eder Venüs ilahını oluşturur. Sünnetullah’ta fark ettikleri esmâların güçlerini yıldızlarla ilişkilendirerek ilahlar ilan etmişlerdir. Bilmedikleri için. İlahın iki önemli özelliği vardır: İlah müstakilen var ve muhtardır. Bir de onun müstakilen var ve muhtar gücü vardır. İşte o yüzden cennetin anahtarı Lâ ilahe İllallah’tır: “Başkaca müstakilen var ve muhtar yok, o zannlar Lâ ilahe! Çünkü İlla Allah” demiş oluyorsunuz. Lâ ilahe İllallah Kelime-i Tevhid’i “Allah’tan başka tapılacak ilah yoktur” gibi saçma meâllerle, mânâlandırılırsa olmaz, mânâ öyle değil. “Allah’tan başka Müstakilen VAR ve Muhtar yoktur.” Onun mânâsı budur. Ancak Allah Müstakilen VAR ve Muhtardır. O’nun dışında neye müstakilen var ve muhtar diyorsanız o yoktur, öyle bir “iddia” yoktur. Dikkat edin lütfen, bir varlık yok demiyoruz, yaratılanlara yok demiyoruz. Allah’ın yarattığı bir şeye “yok” demek yanlıştır. Allah yarattı ve ona “var” muamelesi yapıyor. İnsanları yarattı, onlara “var” muamelesi yapıyor; Rasȗl gönderiyor, kitap gönderiyor, melek gönderiyor, sen “yok” diyorsun, olmaz. Allah “var” diyor, sen “yok” diyorsun. Bir şeye “yok” diyeceksen, Allah’ın “yok” dediği bir şey var, ona “yok” de. Allah buyuruyor: “Yaratılanın müstakil bir gücü yoktur. Yaratılanın müstakil bir varlığı yoktur. Müstakilen VAR ve Muhtar ancak Ben’im.” Bu yüzden aslında ancak Allah “Ben” der. Çünkü Allah Mütekebbir’dir.

Hicr Sȗresi 3’de “Bırak onları” denilenlerin suçlarının Allah’tan başka ilah edinmeleri olduğunu Hicr-96 açıklamıştı: Onlar Allah’tan başka diğer bir ilah yaparlar. Kişi bu âyete bakıp; “Ben başka bir ilah yapmıyorum, benim putum yok” derse, kendisini kandırmış olur. Buradaki “ilah” için âyette doğrudan diyor ki; onlar Allah ile beraber “müstakilen var ve muhtar diğer bir güç” ilan ederler. Bu “müstakilen var ve muhtar güç” kişinin ya kendisidir veya başkasıdır veya şudur, budur. Kişi kendisinin müstakilen var ve muhtar olmadığını söyledi ve gayret ediyor diyelim. Başarılı olması için bu yetmez. Eğer bir başkasının “müstakilen var ve muhtar” iddiasını tasdik ediyorsan, bu senin kendini müstakilen var ve muhtar iddia etmenle aynıdır, daha da kötüdür. Bir başkası “müstakilen var ve muhtar” iddiasıyla bir hikayesini, bir başarısını, bir düşüncesini anlatıyor ve sen ona hayran oluyorsun, onu örnek veriyorsun, onu idol ediniyorsun. Olmaz. Allah’a küfreden birisi örnek olur mu? Allah’a küfreden birisi idol olur mu? Böyle bir şey olabilir mi? Annenize birisi yan baksın, evinizde yemek daveti olsa onu çağırmazsınız. Birisi Allah’a küfrediyor, siz onu idol yapıyorsunuz. Olmaz! Hesabını verirsiniz. Günlük yaşantıda bu çok önemlidir, çok dikkat edeceğiz. Birisini övüyorsak, birisini beğeniyorsak, birisine “iyi insan” diyorsak bakacağız; o kişi müslüman mı? Sen kime “iyi insan” diyorsun bir bak! Allah’a küfreden birisine nasıl “iyi insan” dersin? Olabilir mi? İnanan birisi diyor ki, şu kişi inanmıyor ama çok iyi insan. Olur, o cehenneme gidecek sen de arkadaş olursun yanında, canı sıkılmaz.

Tekâsür Sȗresi 1. âyetin uyarısını dikkate almayanlara Kur’ân “Bırak onları, oyalansınlar” diyor. Birbirlerine Göre Var’larla oyalanmak istemeyeni doğru yola götürecek ayet/delil Zâriyat-21 ile bildirildi, bize ipucu verildi: Nefsinde! Bir yerlere bakma, nefsinde! Nefs’i tarif etmiştik, şimdi doğrudan o tarifin içerisine girelim. Nefsinde; yani Kendinde Kendine Göre Var olanda. Bu yolda hep “Nefsini bil, nefsini tanı” denir. Peki, nefs tarif edilmezse onu nasıl tanıyacağız? Nefs net ortaya konulmazsa onu nasıl bileceğiz? Onun mutlaka tam tanımlanması lazım. Bu yüzden başlarken dedik ki; öyle bir tanıyacak, öyle bir ayıracaksınız ki mutlaka saflaştıracaksınız. Nefsi bilirsen, âyet sana “Nefsinde” dediğinde onun yerini bilirsin. Nefsinde: Kendinde Kendine Göre Var olan hâlinde. Âyet bize; “İşte oraya dönün, oraya bakın. Hala görmüyor musunuz?” diyor.

“Allah buyurdu: İki ilah edinmeyin. O ancak ilâhun Vâhid’dir. O halde yalnız benden korkun.” (Nahl-51)

“Ben iki ilah edinmiyorum” diyen bu âyeti anlayamaz, kavrayamaz, Kur’ân size tarih kitabı gibi gelir, “Onlar geçmişte vardı” der, gidersiniz. İki ilah edinmeyin; yani, Allah Müstakilen VAR ve Muhtar olarak var, ben de müstakilen var ve muhtar olarak varım demeyin. Böyle düşündünüz mü “iki ilah” edindiniz demektir. Buna eklerseniz sayı artar, arkadaşım da öyle, üç; babam da öyle, dört… Çoğaltabilirisiniz. Puta tapanların bir putu, iki putu, üç putu var, sizin sülaleniz put oldu. Kim sizin için müstakilen var ve muhtarsa hepsi birer ilah. Bu yüzden âyet uyarıyor; iki ilah edinmeyin diye. Ancak Allah! Allah ilâhun Vâhid’dir; O Müstakilen VAR ve Muhtar olan tektir.

Bu âyetin meâllerinde şuna da rastlarsınız: İki vücut edinmeyin, Allah’tan başka vücut oluşturmayın. Bunlar yeterli anlatımlar değildir, buralardan amel çıkaramazsınız. “Vücut oluşturmamak” ne demek? Vücut oluşturmayacağım, tamam ama onu ne yapayım, nereye koyayım? O cümlenin ameli yok. Ama “Müstakilen var ve muhtar değilsin” cümlesinin ameli var, hem de seni cennete götürecek bir ameli var.

Zâriyat-21’deki “Hâlâ görmüyor musunuz?” sorusu önemli, niçin? Çünkü Birbirlerine Göre Var olan Kendinde Kendine Göre Var hali örtmüş ve unutturmuştur. Bu nedenle, biz önce Kendinde Kendine Göre Var oluşu fark edelim diye gayret ediyoruz, “Kendinizde Kendinize Göre bir Var haliniz var” diyerek sizi henüz o varlığa ikna etmeye çalışıyoruz. Âyet doğrudan “Orada” diyor. Bu durumda sen hem Kendinde Kendine Göre Var olanı bulacaksın, hem de âyetin “Orada” dediğini bulacaksın. Öyleyse önce Kendinde Kendine Göre Var olan hali hızla görmen, kabullenmen, saflaştırman lazım, sonra da âyetin “Orada” dediğini, yani âyetin öğüdünü bulman lazım. Ama orada dediği ne? Onu görmeye çalışmak lazım. O bir sır değil, göreceğiz inşâAllah.

Gözlerimizi açtığımızda Birbirlerine Göre Var olanları görmemiz kolay. Çünkü sistem öyle. Zaten Birbirlerine Göre Var hâlin dünyadaki en önemli avantajı gözle görülüyor olması. Gözlerinizi yumar ve “BEN” dediğinizi ararsanız, bunu yaparsanız, bu çok önemli bir başlangıçtır. Özellikle Kelime-i Tevhid zikrullahında da çok önemlidir. Ancak bu bir başlangıçtır, sonra gözünüzü açacaksınız. Çünkü İslami gerçekler göz yumarak olmaz. Hakikati göz açarak öğrenmek gerekiyor. Göz yummak bizi dünyadan uzaklaştırır. Bu çokluğu görerek Kendinde Kendine Göre Var’ı yakalamak gerekiyor. Birbirlerine Göre Var’a baka baka, onun gözüne baka baka Kendinde Kendine Göre Var’ı yakalamamız gerekiyor. Oraya giderken ilk basamakta gözlerinizi yumar, konsantre olur, “BEN” dediğinizi ararsanız, kendinize “BEN” derken onu yakalarsanız; Kendinde Kendine Göre Var olanı bir yerinden tutmuş olursunuz. Onu bir yerinden tutarsanız bırakmayın, devam ettirin. Bu antrenmanı diyelim ki evde yapıyorsunuz, onu bir yerinden tutarsanız Birbirlerine Göre Var olan halinize zihninizden hemen “Lâ ilahe” deyin, yakaladığınıza İllallah. Diğerine “Lâ ilahe” yakaladığınıza “İllallah” diyerek tuttuğunuz yeri pekiştirin, size ait hale getirin, onun içine girmeye çalışın, o olmaya çalışın. Çünkü zaten esas olan o. Onu fark edip o olmaya gayret edin.

Dışınızdan size birisi seslendiği zaman sizin Birbirlerine Göre Var hâlinize seslenir. O sizin gözlerinizi kapatıp kendinizi aradığınızda sizin “BEN” dediğinize seslenmez. Bilemez. Bu çok doğal ve normaldir. Normal olmayan ne? Zamanla siz de dışarıdan size seslenen gibi Birbirlerine Göre Var olan halinize “BEN” derseniz, onu kastederek “Ben buyum” derseniz tehlike başlar. Ne yaparsınız? Onun özgürlüğünü ilan edersiniz, onu birilerine beğendirmeye çalışırsınız, şuramı görebilsinler buramı görebilsinler diye çırpınırsınız, akla hayale gelmedik delilikler yaparsınız. Âyetler diyor ki; “Oyalanma! Bunlar geçici, yanlış şeylerle oyalanma. Kurtulmak istiyorsan nefsine bak, Kendinde Kendine Göre Var olan haline bak.”

Hâl böyle olunca Yȗnus Emre’nin iki sözünü hatırlayalım, oradaki mânâ şimdi daha bir yerine oturacaktır. “Bir ben vardır bende, benden içeri.” Yani diyor ki; “Senin bana bakıp söylediğin bir Yȗnus Emre var, bir de benim gözlerimi kapatıp içimden bulduğum Yȗnus Emre var.” Anlattığımıza çok uyuyor  değil mi? Bir ben vardır bende, benden içeri. Bu bir başlangıçtır, zâhirendir. Bu cümle görünüşüyle ve detayıyla, yani görünüşüyle ve hologramıyla zâhirdir. Bunu anlayıp da bâtınına gidecek olursanız, bu mânâyı biraz ileri götürecek olursanız, bâtinî mânâyı yine Yȗnus’un şu sözünde biraz yakalarız: “Ete kemiğe büründüm, Yȗnus diye göründüm.” Bu da anlattığımıza uymuyor mu? Demek ki bunları ilk defa söyleyen biz değiliz. Bazen bana “Bunları nereden çıkarıyorsun?” diyorlar. Hiçbir yerden çıkarmıyorum. Hiç “Bana göre” diye bir cümlem yok, Elhamdülillah. Tamamen âyet ve hadislerden. Rabbim yanıltmasın. Hiçbirimizi! Tamamen âyet ve hadis kaynaklı konuşuyoruz. “Ete kemiğe büründüm, Yȗnus diye göründüm” derken bize şöyle sesleniyor: Senin Yȗnus dediğin bu gördüğün et kemik. Sana öyle görünüyorum. Ama bir de kendimde kendime göre olan bir Yȗnus var.” Bunun bâtınını biraz anlayabilmek için hafifçe dokunalım. Konulara yaklaşımımız, zâhirî zemini tespit etmek olduğu için çok ileri cümlelere gitmemeye çalışıyoruz. Ama yeri geldi, bir küçük açıklama yapalım. “Ete kemiğe büründü, Yȗnus diye göründü” derseniz bir adım geri gidersiniz. İlimde ileri ama konumda geriye, yani perde arkasına gidersiniz. “Ete kemiğe büründüm, Yȗnus diye göründüm” cümlesi perde arkasına geçince, bir geri gelince; “Ete kemiğe büründü, Yȗnus diye göründü” haline gelir.

İşte o zaman sen nefsinde aradığının ipucunu yakalamış olursun…

Yılmaz DÜNDAR

Talibin Başlangıç Çizgisi’nden