Muhatap, Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş olanlardır; Müslümanlardır

Cum’a (5): “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin misali, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
Kehf (54): “Hakikaten, Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.”
Cum’a (5) ile verilen ders verici misali yahudiler okuyup da kendilerine çekidüzen verecek değillerdir. Muhatap Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş Müslümanlardır. Kur’an ayetlerinde müslümanlar hep nazikçe uyarılmıştır. Kur’an, inananlara nazik davranır. Bu misalde de müslümanlar nazikçe uyarılmaktadır. Yahudilerin hallerinden ders alınması ve aynı hataların yapılmaması istenmektedir.
Misalde “Bir kitaptan yükümlü olmayı size verilen tercih yetkinizle siz seçiyorsunuz, sonra da kitabın hükümlerine uymuyorsunuz. Sizin bu haliniz kitabı sırtında taşıyan ve kitabı değerlendirme yeteneği bulunmayan hayvandan farklı olmaz.” denilmektedir.
Kur’an ayetlerinde, kendilerine verilen tercih yetkisiyle kitabı seçmemiş, sonra da kitabın kurallarıyla, hükümleriyle alay edenler ise “hayvandan da aşağı” görülmüştür (A’raf-179, Furkan-44).
Misalle müslümanlara verilen öğüt yalnızca Kur’an için değildir. İnsanların yaptıkları araştırma ve incelemeler sonucu Sünnetullah’a ait elde ettikleri bilgilerden de yararlanılması ve bu bilgilere göre amel edilmesi de istenmektedir. Sünnetullah’a ait bulguları hangi inançtan bir insan elde ederse etsin, müslüman yararlanmalıdır. Çünkü Sünnetullah’ta bir değişiklik olmaz (Fetih-23).
Müslümanlar için Allah’ın adını anarak ve Allah adına okumak çok önemlidir; çünkü böyle yaparlarsa biliyorlar ki, Allah onlara bilmediklerini öğretir (Alak1-5). Allah’ı hakkıyla tanıyamayan bir göz Kur’an’a göre bu dünyada âmâ’dır, ahirette ise daha da şaşkındır (İsra-72); işte müslüman Allah’a karşı dünya hayatında âma olmaktan korkar. Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer-9)” uyarısını müslümanlar kendilerine prensip edinmişlerdir. Bu ve böyle birçok sebepten dolayı Müslümanlar Kur’an’larını çok severler ve daim okurlar. Dünyada en çok okunan ve en çok tekrar edilen kitap Kur’an-ı Kerîm’dir; Elhamdülillah. Dünya çapında düşündüğünüzde her an, bir boşluk olmaksızın Kur’an ve ezan okunmakta ve her an bir boşluk olmaksızın birileri tarafından “Allahuekber” denilmektedir; Elhamdülillah.
Bütün bunlarla beraber bu konuyla ilgili olarak Kur’an’ın bazı uyarılarını tekrar etmek yararlı olabilir.
İman ile ilgili konularda dayanak toplumun çoğunluğu olmamalıdır. “Çoğunluk şöyle söylüyor, çoğunluk böyle yapıyor” diyerek fikir ileri sürmek ve bu fikirlere dayalı amel yapmak genellikle doğru olmaz. İman ile ilgili konumuz ne ise bu konuyu mutlaka ayet ve hadisler ışığında araştırmalıyız; ta ki, bir ikilemimiz kalmayıncaya kadar incelemelerimize devam etmeliyiz. Rehberimiz çoğunluk değil, Kur’an olmalıdır (En’am-116).
Bazı inananlar bilerek veya bilmeyerek batıl olan bazı hallerinde ısrarcı olur ve savunurlar. İnananların bâtıl hallerini savunmaları ve bu konuda ısrarcı olmaları Kur’an tarafından yasaklanmıştır (Necm-32). Ayrıca bâtılı savunanı da savunmak yasaklanmıştır (Nisa-105). Böyle yanlış fikirler ve batılı savunmalar ile kişi Hakkı bâtılla karıştırmış ve Hakkı gizlemiş olur. Bu tür hallerden de sakınmamızı Kur’an bize öğütlemektedir (Bakara-42). Bu tür yanlışlardan korunmak için öncelikle Allah’ın boyasıyla boyanmak gerekir ki, yabancı bir boya yer tutamasın (Bakara-138). Bütün bu sebeplerden dolayı Kur’an’ı ders yaparak, çalışarak okumak gerekmektedir. Ayetlerin meallerini öğrenmeye ve önemsemeye gayret etmeli ve konuları derinliğine düşünmeye çalışılmalıdır (Nisa-82, Muhammed-24). Öğrendiklerimizi diğer din kardeşlerimizle paylaşmak, onların bildiklerinden yararlanmak ve konular çerçevesinde beyin fırtınası çalışmaları da yapmak bize Kur’an’ın öğütlerindendir (Sa’d-29). İman konusunda yanlış hüküm verenler ve yanlış fikirler ileri sürenler, Kur’an’da “sizin ders yaptığınız başka bir kitap mı var?” diye uyarılmaktadırlar (Kalem-37). Kur’an’ın indirilişi sürecinde de o zamanın inananlarına ayetler ders yaptırılarak peyderpey indirilmiş (İsra-106) ve dersler kolay anlaşılabilsin diyerek de Kur’an kolaylaştırılmıştır (Kalem-17, 22, 32, 40).
Cum’a (5) ayetindeki misalle kitaplarının hükümleriyle hareket etmeyen yahudiler, kitaplarını ders yapmamışlar hatta tahrif etmişlerdir (A’raf-169). Tahrif edip, kendi elleriyle yazıp sonra da bu “Allah katındandır” diyerek insanları kandıranları Allah kınamaktadır (Bakara-79).
Kur’an’ı ders yapanlar görürler ki; onlardan öncelikle duniHi algıyı tanımaları ve bu algıdan, bu algının zann’larından kurtulmaları ve Kur’an’a haniyf olarak yaklaşmaları istenmektedir (Rum-30). DuniHi algı ve zann’ları hakikat bakımından hiçbir şey ifade etmezler ve bir ilim değildir (Necm-28). Kur’an, ders yapanları uyarmaktadır ve “Kim Ben duniHi bir ilahım derse, Biz onu cehennemle cezalandırırız.” demektedir (Enbiya-29). Bu sebepten, hem Kur’an’ı ders yapıp hem de duniHi algı ve zann’larını kuvvetlendirecek felsefe ve fikir eserlerini de ders yapmak doğru olmaz. Böyle hallerde kişinin esfele safiliyn formatı gereği zann’ları aşılayan fikirler cazip gelir ve Kur’an’a karşı o kişinin kalbinin derinliklerinde hep bir ikilem bulunur. Bu konuda En’am (153) inananları uyarmakta ve “Başka felsefe ve fikirlerin size hoş gelen anlatımları sizi Allah’ın Sırat-ı Müstakiym’inden ayırır da haberiniz bile olmaz” demektedir. A’raf (3)’de ise, “kendileri duniHi bir ilahken size nasıl faydaları olabilir? DuniHi dostlar edinip onların fikirlerine tabi olmayın” uyarısı vardır. Bütün bunlara rağmen Kur’an’ı kabul edip ancak başka felsefe ve fikirleri ders yapan bir kişi, “Ben bütün fikirleri ders yapıyorum ve bir ikilemim de yoktur.” diyorsa, gerçekten bir ikilemi bulunmayabilir; çünkü ikilemler oluşturan fikirlerin yanlış olanını kuvvetli benimsemiş, ama İslami ilmihalle meşgul oluyor olabilir. Bu tür kişilerin Yusuf (106) ayetinin açıklamasının kapsamına girip girmediklerini incelemeleri ve bu açıklamadan korkmaları gerekir. Yusuf (106)’da , “Onların çoğunluğu ancak müşrikler olarak Allah’a iman ederler.” buyrulmaktadır.
Kehf (54)’de Kur’an’ı ders yapanlar için her türlü misalin verildiği bildirilmektedir. Ankebut (43) ise, Kur’an’ın misallerini ancak akıl sahiplerinin, Kur’an’ı ders yapan haniyflerin anlayabileceğini vurgulamaktadır. Kur’an insanların bildikleri şeylerle kıyas yapan misaller verir ki, insanlar bilmediklerini anlayabilsinler ve öğrenebilsinler diye.
Kehf (54) bütün bunlara rağmen, “…fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.” diye devam etmektedir. Ayette geçen “cedelleşmek” tartışmak olarak da meallendirilebilir. Ancak bu ayetteki manası tartışmak değil; didişmek, geçimsizlik yapmak, huzursuzluk çıkarmak şeklindedir.
Aslında tartışmak bazen çok yararlı da olabilir. Tartışmak, karşı gibi görülen fikirlerin tartılması ve bir dengenin oluşturulması manasınadır.
Ayette bahsedilen ise, hiç iyi bir niyet taşımayan bir durumdur. Doğruyu bulmak değil ortalığı karıştırmak, suyu bulandırmak amaçlanmaktadır.
Ayette bahsedilen ve didişmeye düşkün olan yapı esfele safiliyn formattır. Gerçekten Billahi anlamda iman etmiş birisi burada kınanan gruba dâhil değildir.
“Ben duniHi bir ilahım” iddiasında olan ve bu iddiaya göre hayat tarzı oluşturmuş kimseler didişenlerdir. İlah iddiasında olanlar aralarındaki bu didişmelerden dolayı birlik ve beraberlik sağlayamaz ve bir cemaat olamazlar (Haşr-14). Böyle insanlar böyle her şeyle didişiyor olmaları sebebiyle Kur’an’ın nûrundan yararlanamazlar, onların kalpleri Kur’an’ın nûrundan tiksinir (Zümer-45), misaller ve öğütler onların nefretlerini artırır (İsra-41), Kur’an’ın tebliği duniHi ilahların küfrünü artırır (Nuh-6,7), bu duniHi ilahlar Kur’an’a tabi olmuşları gözleriyle devirecek gibi bakarlar (Kalem-51) ve neredeyse saldıracakmış gibi tavır alırlar (Hac-72). Bu tür insanların salatları, yani kendilerine göre bir şeyi kutsamaları ıslık çalmak ve el çırpmaktır (Enfal-35). İşte bu insanlar didişmekte, huzursuzluk çıkarmakta, ilahlar arası hasımlık yapmakta çok yeteneklidirler (Zuhruf-58). Böyle mütekebbir olan duniHi ilahlar, inananların çok önemsediği gece ibadeti zamanlarını Allah’a karşı hezeyan içeren faaliyetlerle geçirirler (Mü’minun-67). Çünkü onlar ancak zanna ve hevalarına tabi olurlar (Necm-23).
M Yılmaz DÜNDAR
“Ve DarabALLAHU Meselen…”den