Kullarıma merhametimin işaretidir ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim

Rabbimiz bir kudsi hadiste; “Kullarıma olan merhametimin işareti şudur ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim” buyuruyor. Onlara o kadar merhametliyim ki İhlâs Sȗre’sini verdim. Fersah fersah ileriden başlasınlar. Çünkü halleri, güçleri, ömürleri, hayatları, uygun değil. İhlâs Sȗresi’yle onları ileriden başlatıyorum. Kurtulsunlar, dünyadayken temizlensinler diye de Ramazan Ayı’nı verdim.

Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Bir Ramazan ayını geçirip de cehennemden kurtulmayı başaramayana üzülürüm.”

Ramazan bir fırsattır, oturduğun yerde kurtulacaksın, oturduğun yerde. Ama oturduğun yerden görmen gereken sağında olduğu halde sen hep soluna bakarsan göremezsin. Otururken tek yapacağın o tarafa dönüvermektir.

Oruç ibadetinin en önemli yanı yemek yememektir, fakat oruçta yemek yemeyi bırakmak bir temsildir. Bu temsil çok önemlidir, çünkü o çok önemli bir bilginin temsilidir. Yemek işini bir süre bırakmanın bizim için bir yararı ve önemi de, bizim için Samed olmanın ne olduğunu anlayabilme çalışması olmasıdır. Allah’ın Ehad ve Samed oluşu acaba ne demektir, bunu biraz kavrayabilme çalışmasının adı Oruç’tur, o çalışmayı biz yemek yememekle yaparız. Samed oluşunu biraz kavrayabilme çalışması olan yemek yememeyi biraz geniş manada düşünün. Bu çalışmayla kul Allah’ın Samed olduğunu, kendisinin Samed olmadığını anlar. Yani Allah’ın dışı kavramı olmadığını, kendisinin dışı kavramı olduğunu, ihtiyaçlarının olduğunu ve bunları Allah’ın verdiğini anlar. Samediyet’i anladığı için, dışı kavramı olduğunu ve ihtiyacı olduğunu anlaması bile onda Samediyet nurlarını açar.

Değilse oruç ibadetiyle insan Samed olmaz. Hiç bir kul Allah’ın bu vasıflarıyla vasıflanamaz, Ehad ve Samed’le ahlaklanamaz. Bir kulun ahlaklanabileceği en önemli ve ona faydalı vasıf Rahmân ve Rahıym’dir, o yüzden Besmele’de bunlar geçer. Fâtiha kitapçığının başlangıcında paylaştık, “Ehad ve Samed olan Allah’ın adıyla” deseydi, öyle öğretseydi öyle diyecektik ama yararlanamazdık. “Rahman ve Rahıym olan Allah adıyla.” Besmele’de başlangıç mânâ böyle. İleri götürürsünüz “Adına” doğruya gidersiniz. Çünkü kul Allah’ın izni ve lutfuyla Rahman ve Rahıym isimleriyle ahlaklanabilir. O zaman Besmele onun hayat tarzı olur, yaşanabilir bir şey haline gelir. Eğer Ehad ve Samed olan Allah adına denilseydi bu bilgiden kul yararlanamazdı. Çünkü kul Hz. İsa’yı bile düşünseniz yemek yer. Rabbimiz öğretiyor: Onlar yemek yerlerdi.

“Meryemoğlu Mesih ancak bir Rasûl’dür. O’ndan önce de Rasûller gelip geçti. O’nun anası Sıddıyka’dır. İkisi de yemek yerlerdi. Âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak! Sonra bak nasıl çevriliyorlar (Hakk’tan yüz çeviriyorlar).” (Mâide-75)

Yanlış bir düşünceye girip Hz. İsa aleyhisselam efendimize “Allah’ın oğlu, ilâh” dedikleri için âyet uyarıyor. “Siz İsa’yı ilâh ilan ettiniz. O müstakilen var ve muhtar değildir, O’nun dışı vardır, Samed değildir. O da annesi de yemek yer” diyor. Neden yemek? Çünkü dış için en önemli şey odur. İleride göreceğiz, o bizim oruçta yaptığımız bir şey. Samediyet nurlarını fark edebilmemiz, oradan biraz idrak kapabilmemiz için oruçla yaptığımız şeylerden birisi yemekle ilgilidir. İnsanların anlayacakları en önemli ihtiyaç budur.

Aslında aldığın her şey yemek kapsamındadır, yemek yalnızca sofradaki değildir, aldığın oksijen de bir yönüyle yemeğe girer. Dışarıdan her ne alıyorsan… Çölde, güneşin altında hiç bir şey yemiyor içmiyor olsan kupkuru kalırsın, kurur gidersin. Dışarıdan aldığın hazır nem bile senin için yemek kapsamındadır. Yaşayabilmen için gereken güneş ışını da bir yemek. Gerektiğinde doktor tavsiye etmiyor mu; biraz güneş ışını yiyeceksin diye. Hepsi yemek, fark edebildin mi? Yemek bu kadar önemli bir tabir. Yalnızca önümüze konulan sofra değil. Dolayısıyla, oruçluyken neden yeme-içmeyi kestiğimizi tefekkür edecek olursak ve onu da ayetle ilişkilendirirsek, yeme-içmeyi kesmenin bir temsil olduğunu görürüz. Çünkü siz oruçluyken bütün ihtiyaçları kesmiyorsunuz, onları temsil eden önemli bir şeyi bırakıyorsunuz; yemek ve içmek! Ayet onu bize “ihtiyaç”ı temsil eden önemli bir tanım olarak öğretiyor. Oruçta sen temsîlî önemli bir şeyi kesiyorsun ama bir şeyi öğreniyorsun: İhtiyaç sahibi oluşunu ve Samediyet’i! Oruç öğretiyor ki: Kullar ihtiyaç sahibidir, Allah Samed’dir; kullar ister, Allah verir! Oruçla öğrendiğin birçok önemli şeyden birisi budur: Samediyet ve senin ihtiyaç duyan oluşun.

Oruçla biz bir de önemli bir antrenman yaparız. Nedir o? Sözümüzü tutma antrenmanı!

Oruca söz vermek, sözünü tutmak olarak da bakalım. Oruç tutarken ne yaparız? Sahurda söz veririz: Allahım, akşam ezanına kadar, yemeyeceğim, içmeyeceğim, şunları yapmayacağım deriz ve akşama kadar bu sözümüzü tutarız, akşam yeriz. Antrenmanı gördünüz mü? Allah’a söz verme ve sözünü tutma antrenmanı.

Kur’ân’da yarı yarıya fark edilmiş, o fark edilenin de başka mânâlarla çoğaltılıp alt üst edildiği şeylerden birisi “Allah’a verilmiş söz”dür. “Rabbiniz Ben değil miyim?” dediğinde, “Rabbimiz sensin, bil fiil şâhidiz yâ Rabbi” diyen sözümüz var. Bu yönüyle de oruç onun güzel bir antrenmanıdır.

İnsan esfele sâfiliyn yapıya girdiği zaman hâfızasını kaybetmiş bir pozisyonda Allah’a verdiği sözü unutmuştur. Hatta bir çok kişi öyle unutmuştur ki öyle bir söz onun için söz konusu değildir. Ama Rum Sȗresi 30’dan öğreniyoruz, insan Allah fıtratı üzerine yaratıldığı için, o söz hatırlaması dilenende açılır. Kasret diliyle söylersek, hatırlamayı dileyende o söz açılır. O sözün açılması için oruca niyetlenirken deriz ki; “Yâ Rabbi, sana söz verdim, ‘Allâhümme ente rabbiy’ dedim. Ama onu dünya hayatında unuttum. Onu bana aç yâ Rabbi. Kendimi affettirmek için sana söz veriyorum, akşama kadar yemek yemeyeceğim ve sözümde duracağım. Sana verdiğim sözümü tuttuğumu göstermek için böyle bir çalışma yapacağım, lütfen kabul buyur. Ve bu kabulünle unutmuş olduğumu da bağışlayıver, o sözün gereğini bende aç yâ Rabbi.”

“Allah’ın sizin aç kalmanıza ihtiyacı yoktur” hadisi gereği, biz oruç tutarken düzgün kulluk yapmaya çalışırız, bir yandan da Allah’a sözümüzü tutma antrenmanı yaparız, yani hem kulluk görevimizi yapmaya hem de verdiğimiz sözün gereğini yapmaya çalışırız. Bir müslüman olarak Allah’a verdiğimiz gerçek söze, o ahde uygun yaşamaya çalışırken, “Oruçlu olacağım” diye verdiğimiz sözü tutma antrenmanını da yaparız. Böylece, “Allahım ben verdiği sözü tutanlardanım. Bunu yaparken hatalarımız olursa bağışla, hiç değilse sabahtan akşama kadar bunu kabul buyur. Sana söz veriyorum ve sabahtan akşama kadar bu sözün gereğini yerine getiriyorum” diyoruz. Rabbimiz bize müthiş bir antrenman, yaptırıyor, verdiğimiz sözü tutmayı öğrenelim diye, Allah’a verilen sözün önemini anlayalım diye. Elbette başka yanları var, ama orucun bir de bu yanı var.

Oruç bu manayı da taşıdığı için, lütfen acele etmeden niyetinizi yapın, inşâAllah meyvelerini de iftarda yiyin. Kişi oruca “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” diyerek başlar, iftarda “Eşhedü en lâ ilâhe illallahul Ehadus Samedülleziy lem yelid ve lem yȗled ve lem yekün lehȗ küfüven ehad” şahidliğiyle bitirir. Ehad ve Samed’i, Allah’ın o vasıflarını tefekkür fırsatı bulur, Rabbimin lȗtfettiği ölçüdeki şehâdetiyle de bitirir. Oruç böyle bir süreçtir.

Şu çok önemli testi oruç için de yapınız lütfen: Tuttuğum orucu birisine baştan sona anlatsam, o kişi Muhammedî olmadığı halde aynı benim gibi yapabilir mi? Yapabiliyorsa benim yaptığımda bir noksanlık var demektir. Bir Muhammedî ameli başkası yapamaz. Çünkü îman ve sâlih amel ancak ve ancak Muhammedî içindir. Birisi onu o özelliği ile yaparsa o da Muhammedî olur. Kendimizi her konuda böyle test edebiliriz. Mesela bir hayr yapıyorsunuz, bir yere bir bağışta bulundunuz. Aynısını tarif etsem Muhammedî olmayan da yapar mı? Yaparsa bu Muhammedî bir amel olmaz.

Muhammedî olması için ne yapmak lazım, işte bunu çok önemsemek gerekiyor, mesele hep bu.

Yemeden içmeden kesilmek oruç anındaki tesbih gibidir, orucun kendisi o değildir. Zikir yapanın amacı tesbih çekmek değil ki. Onun aklında, zihninde birşey var, o onunla meşguldür, tesbihin görevi onu disiplinize etmektir, rayda tutmaktır. Oruçta cinsi münasebetten, yeme-içmeden uzak durmak o tesbih gibidir, bizi disiplinize eder. Esas amaç o değildir. Esas amacı o zanneder de sadece onu yaparsak o işi Muhammedi olmayan da yapar! O da aç durur, günlerce durabiliyorlar. Biz iftarı zor getirirken onlar günlerce durabiliyor. Daha mı iyi oruç tutmuş oluyorlar yani? Öyleyse orucu öyle bir tarif edeceksiniz ki; Muhammedi olmayan yapamayacak! Peki, disiplin sağlayan şeyler önemsiz mi? Hayır, onlar çok önemlidir, ama “esas” değildir, hedef değildir. Onlar elinizdeki tesbihin zikrullahı kontrol etmesi gibi orucumuzu disiplinize edecek uygulamalardır.

Peki, biz oruçla ne yapacağız ki oruçluyken yemekten içmekten uzak durmak bizi disiplinize edecek?

Talibin Başlangıç Çizgisi ve FATİHA ile fetih’ten