İnsan İradesi (Billahi anlamda) Özgür Müdür?

İnsan İradesi Özgür müdür?
Ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır ki; Allah kader senaryosunu hükme bağlarken hüküm paketi içerisinde Halifetullah vasıflı insan için “Hakk ve batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür.” hükmünü vermiştir. Hüküm paketinde böyle bir hüküm vardır. Bunu nereden öğreniyoruz? Ayet ve hadislerden. Ayet ve hadislerden öğreniyoruz ki; Allah, Halifetullah vasıflı insan Hakk ve batıl arasında tercih yapacağı zaman özgür olsun hükmünü vermiştir, bunu hükme bağlamıştır. Yani insanın özgürlüğü Allah’ın hükmünün gereğidir. İnsan bu özgürlüğünü kullanırken Allah’ın hükmünü yerine getirir. Bu sebeplerden dolayı insanın bu özgürlüğü Allah’ın insana verdiği bir yetkidir. Daha anlaşılır olarak bu, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’dir diyebiliriz. Yine detaylı bilgi için Aşağıların Aşağısı kitapçığında Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkündür. Buraya kadar söylediklerimizin derslerini bize gösteren, öğreten ayetleri izninizle sıralayayım. Bu ayetlerden ayrıca şunu da öğreniyoruz ki, Rabbimizin Halifetullah vasıflı insana hükme bağladığı özgürlüğü, Hakk’la batıl arasında tercih yapma özgürlüğü aynı zamanda ona sorumluluk yükler. İşte hem bu sorumluluğu hem de Hakk ve batıl arasında tercih yapma özgürlüğünü bize ders yapan ayetler: Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4-5, Şems 8-9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, Araf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18-19-20, Kasas 83, Âl-i İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahsab 28-29, Muhammed 31, Ankebut 2-3, Müminun 30, Mülk 2, Bakara 155-156-157, Adiyat 6-7, Kıyamet 13-14, En’am 130, Nisa 79. Bu ayetlerin açıklamalarını ve detaylarını Talibin Başlangıç Çizgisi kitapçığında bulabilirsiniz.
Allah’ın hükmü gereği olarak insan özgürlüğünü farkında olmaksızın bile yaşar. Aynı zamanda dünya hayatının gereği olarak Esfele Safiliyn formatı sebebiyle de duniHİ algı ve zannları içerisinde bulunur. Dünya hayatının imtihanı gereği de insan ömrü süreci içerisinde bir mühlet kullanılır. İşte bu üç olay birlikte çalışınca o insan bu özgürlüğünü Müstakilen Var ve Muhtar iddiasının olmazsa olmazı gibi algılar. Bu algı o kadar kuvvetli ve yerleşiktir ki; bu algı çok doğal, tersi olmayacak şey gibi görülür. Öyle bir algı oluşur onda ve o algı o kadar kuvvetli olur ki Esfele Safiliyn format için çok doğaldır bu algı. Ve tersi diye bir şeyin mümkünatı yoktur. İşte işin ehli olan Ehlullah insanlara “özgürlük senin bu algıladığın gibi değildir”i anlatmıştır, bu algıyı reddetmek için. Ancak bazı açıklayıcılar Tevhid kurallarının cazibesine o kadar kapılırlar ki bu açıklamalardan insan özgür değildir olarak yorum çıkarır. Elbette ki bu yorum doğru olmaz. Neden? Allah’ın hükmüne uymaz. Böylece kader konusunu anlaşılmaz hale getiren ve birbiriyle de biz doğruyuz tartışması yapan iki yanlış grup ortaya çıkar. Geldiğimiz bu noktada ipin ucunu kaçırmamak için gerçeği maddelendirerek ele alalım.
1. Kaderin hüküm sahibi Allah, insanın kaderi içerisinde Hakk ve batıl arasında özgür olarak tercih yapmasını hükme bağlamış ve bu amaçla kendi özgürlük sıfatından insanlara kullanmaları için yetki vermiştir.
2. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi olarak tanımlayacağımız bu özgürlük insanlar için Müstakilen Var ve Muhtar özellikte değildir. İşte bu gerçek ve bu gerçeğe göre davranışlar BillaHİ anlamda imanın temelini ve salih ameli oluşturur.
3. DuniHİ algı ve zannlarının etkisinden kurtulamayanlar ve özgürlüğü Müstakilen Var ve Muhtar iddiaları doğrultusunda değerlendirir ve böyle kullanırlar. Bu grupta olanlar “Müstakilen Var ve Muhtar” iddialarının cazibesine kapılmışlardır.
4. Diğer bir grup ise Tevhid bilgisinin cazibesine kapılmış ve özgür iradeyi tümden reddederken bu davranış biçimlerinin “Müstakilen Var ve Muhtar” iddiasından kaynaklandığının farkında değillerdir. Oysa bu reddedişlerinde bile özgür iradelerini kullanmaktadırlar! Günümüzde, dini bir bakış açıları olmayan, kendilerince bilimsel bulgulara göre karar verdiklerini savunan bazı bilim grupları da “özgür iradeyi tümden reddeden” düşünceler açıklamaktadırlar.
5. Kader konusundaki inanışlar esas olarak bu üç grupta toplanır. Gruplardan birincisi, BillaHİ anlamda imanı fark etmiş, DuniHİ algı ve zanlarını reddetmiş, Müstakilen Var ve Muhtar iddiasından sıyrılmış, kader konusunda da herhangi bir yorum yapmaksızın Allah’ın hükmüne tabi olmuştur. Diğer iki grup ise zannlarına tabi olarak heva ve hevesleri doğrultusunda yorum yapmışlardır. Yorumlarının ayet ve hadis olarak dayanağı da yoktur.
6. Kader konusunda zannlarıyla hareket eden bu iki grupta bulunanlara birinci grubun yani BillaHi anlamda imanla kadere yaklaşmış olan grubun inanışını söyleyince “Biz de aynı şeyi söylüyoruz.” diye savunma da yapabilmektedirler. Oysa kader konusundaki inanış bir hayat tarzı şeklidir. İnsan şöyle inanıyorum diye açıklama yapsa da o insanın aslında nasıl inandığını, onun hayat tarzı gösterir. Kader konusu inanışıyla ilgili hayat tarzı öncelikle fiziksel tanımlar değildir. Özellikle ve öncelikle kalp ve beyin fonksiyonlarını içeren ve hayal, fikir, duygu, düşünce, yorum, beden dili ve konuşma dili olarak ortaya çıkan hayat tarzı söz konusudur. Bu noktadan sonra fiziksel tanımlar da önem taşır. Eğer yalnızca fiziksel tanımlar hayata hâkim kılınırsa bu durum içinde su bulunmayan su testisi gibi muamele görür.
7. Unutmayalım ki, yalnızca iki tip hayat tarzı vardır: 1) DuniHi algı ve zannlarına dayalı “Müstakilen Var ve Muhtarım” iddiası üzerine bina edilen, heva ve heveslerin oluşturduğu hayat tarzı. 2) DuniHİ algıyı ve “Müstakilen Var ve Muhtarım” iddiasını reddetmiş, bunlara sırtını dönmüş, BillaHi anlamda iman sahibinin haniyf hayat tarzı. İşte bu iki hayat tarzını belirleyen kriterleri “BillaHİ anlamda hürriyet ve duniHİ anlamda hürriyet” bahsi adı altında konu biraz ilerleyince göreceğiz.
8. Nisa 78. ayet bize, “Müstakilen Var ve Muhtar” olarak hüküm veren ancak Allah’tır ve Allah hükmü için “Ol derse o şey hemen olur” gerçeğini öğretir. Nisa 79. ayette ise insanın da hüküm verdiği ve bu hükümden sorumlu olduğu ancak insanın hükmünün “Ol deyince o şey hemen olur” vasfının olmadığını öğreniriz. Nisa 78 ve 79’un öğrettiklerine birlikte baktığımızda insanın hükmünün ancak Allah’ın dilemesiyle olabileceğini öğreniriz. Çünkü insana verilen Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’nin sınırları böyledir. İnsanın sorumluluğu, verdiği hükmün gerçekleşebilmesi ile ilgili değil, hükmün vasfı ile ilgilidir. İnsanın hükmü tercih niteliğindedir.
9. İnsanların ahiret hayatlarındaki konumlarını belirleyen senaryonun ismi kaderdir. Ahiret hayatını da iki aşamada düşünmeliyiz. 1) Dünya hayatı içerisindeki insanın hep bir sonraki konumu onun ahiridir. 2) Ölümü tadan insanın bu noktadan sonraki konumları. İşte kader insanın bu iki ahirini belirleyen senaryodur. Kaderin ana fikrini, esin kaynağını veya ana çatısını insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni nasıl değerlendirdiği ve nasıl kullandığı belirler. Dolayısıyla ahiret hayatındaki konumunu da bu durum belirler. Şimdi prensipleri konuşuyoruz, ileride bu konuyla ilgili örnekler olacağı için ve aynı şeyi farklı cümlelerle geldiğimiz noktalara göre tekrar edeceğimiz için gittikçe anlaşılabilme özelliği oluşacak.
10. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi alan Halifetullah vasıflı insanın dünya hayatı süresince bu yetkisini hangi tercihlerle kullanacağını Kendinde, Kendinden, Kendi olarak bilen Allah (ki Mülk Suresi 14 der ki: “Yaratan hiç yarattığını bilmez mi? O Latiful Habir’dir”) insanın bu tercihlerinin en seri şekilde hesabını görerek o kulun bir sonraki konumunu yaşanabilir hayat normları olarak hükme bağlamıştır. Bu hükümler paketi ise kader matriksini oluşturur. Kader matriksinin içerisinde sayısız faktörler rol alır. Bir insanın kendi kader matriksini çözebilmesi mümkün olmaz. Ancak Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimi ile matriks içerisinde kendine önemli bir pay edinebilir.
İlerleyen konularda kolay anlaşılabilmesi için bir iki cümle ile vurgulama yapayım. Onu konu ilerledikçe hep vurgulayacağız ama izninizle şimdi de bir iki cümle ile söyleyelim. Kader matriksi dedik. Konuyu üç şeyin üzerine bina edeceğiz: Kader matriksi, yaşanabilir hayat normları ve kader manası.
Kader matriksi; Rabbimizin bildiği, bir insanın kavrayamayacağı faktörlerden etkilenen, bir insan için faktörlerden etkilenen ve onun hayatı ile ilgili hükme bağlanmış bir matriks… O daha ilerideki hadislerde geçecek. Efendimiz (SAV) buyuruyor ki: “Rabbimiz kaderi (bizim kader matriksi dediğimizi), Sema’yı ve Arz’ı yaratmadan 50.000 yıl önce yazdı. Bu 50.000 yıl da manalıdır. Neden 60.000 yıl, neden 100.000 yıl değil? 50.000 yıl manalıdır. Kur’an-ı Kerim ayetlerini iyice araştıranlar 50.000 yılın hangi mertebede 1 gün ettiğini bilirler. İnsana göre 50.000 yıl önce yazılmış ama yazıldığı o mertebeye göre Semavat ve Arz yaratılmadan 1 gün önce yazılmış demektir. O yazılan kader matriksi henüz daha Halifetullah vasıflı insanların yaşamadan önce ne yaşayacaklarını Rabbimizin bilerek hükme bağlamasıdır. Ama bunun bir sebebi var, konu ilerleyince göreceğiz. Şimdi söyleyeceğimin de bir matematiksel sebebi var, çünkü kader bir matematik, onun bir matematiksel sebebini inceleyeceğiz. Kader matriksinde yazılanlar yaşanırken, o ise anlatımımızda “yaşanabilir hayat normları” diye geçecek. Demek ki birisi insanın daha yaşamadan önce yaşayacağı olayların hükme bağlanmış matriksi; o matriks olmadan olay cereyan edemez. Olayın cereyan etmesi için şart budur. Sonra o olayların cereyan ettiği yaşanabilir hayat normları var. Niye bu? Bu da ahiri belirlemek için, kişinin ahir konumunu belirlemek için. İki ahiri var: Birisi yaşanabilir hayat normları içerisinde bir sonraki hali; diğeri de gerçek hayat olan ahiret hayatındaki hali. Öyleyse en sonunda kader matriski Halifetullah vasıflı insanın gerçek hayat olan ahiret hayatındaki konumunu belirleyen bir matrikstir. Bunun biraz erken söylemiş olduk.
Bu matrisin bir insan tarafından çözülebilmesi, kavranabilmesi, anlaşılabilmesi mümkün olmaz. Yani kader matriksi ile ilgi dosyanın tamamını insanın görebilmesi, anlayabilmesi mümkün olmaz. Peki, insan kader matriksine nasıl dahil olur? İşte kişinin kader matriksine dâhil olacağı tek şey Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanma biçimidir. “Müstakilen Var ve Muhtar” iddiasından sıyrılmış bir kul için ayrıdır ama yaşanabilir hayat normları içerisinde “ben kaderimle ilgili ne yaparım?” diyenin yapabileceği tek şey, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimidir, elindeki tek imkân budur: Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimi. Çünkü kader matriksi o kullanma biçimi üzerine çatı kurar. Esas çatı Halifetullah vasıflı insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimi üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla, diyoruz ki bir insanın kendi kader matriksini çözebilmesi mümkün olmaz, ancak Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimi ile matriks içerisinde kendisine önemli bir pay edinebilir. Çünkü kader matriksi içerisindeki sayısız faktör, insanın Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanma şeklinden insanın kavraması mümkün olmayan bir formülle etkilenir ve yaşanabilir hayat normları belirlenir. Kader matriksi içerisinde insanın Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanırken gösterdiği davranış biçimlerine göre, Allah’ın birçoğunu hiç fark bile edemeyeceğimiz müdahaleleri de önemli faktörler olarak yaşanabilir hayat normlarını belirler. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanırken insanın gösterdiği bu davranış biçimlerinin önemli olan bazılarını sıralamak gerekirse; küfürde inatçılık, bu inadını mücadele ile ortaya koymak, merhametsizlik, nefret, kin ve intikam duyguları sayılabilir. Veya tövbe, şükür, hamd, sadaka, merhamet sayılabilir. Veya Tevhid bilgisine tutku, aşk ve muhabbet söylenebilir.