Kader Konusu, İslam’ın Dünya Hayatı İçerisinden Belki de En Önemli Konusudur

Kader konusu, İslam’ın dünya hayatı içerisinden hemen hemen en önemli konusu… Ama bununla beraber hemen hemen anlaması, anlaşılması çok kolay olmayan bir konu. Bu sebepten konunun ismini “Kader Nedir?” koymadık. Konunun ismi “Kader Konusunu Anlayabilmek” için bir fikir paylaşımı.

Kader matrisi, halifetullah vasıflı insanın asıl yaşantı olan ahiret hayatındaki konumlarını belirlemek üzere Allah tarafından düzenlenmiş ve yaşanabilir hayat normları üzerinden bir sonraki ahiri belirleyen yöntemle yürümek üzere hükme bağlanmıştır. İnsanların ahiret hayatlarındaki konumlarının adaletini sağlamak ve insana kazanılmış değişim imkânı sunmak için de “insan dünya hayatı sürecinde, ömür mühleti içerisinde Hakk ile batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür” konusu da kader matrisinde hükme bağlanmıştır. Kader matrisi insan havsalasının alamayacağı kadar çeşit ve sayıda faktörden etkilenen bir formül üzerinden yürür. Ancak yine de ana çatı, insanın Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini ne yönde ve ne şiddette kullanacağına ve bu yolda neleri göze alacağına göre oluşur. Kader matrisine iman, kader manasını oluşturmaya kâfi gelmez. Çünkü duniHİ algı ve zanları hâkim bir insan da yukarıdaki anlatımı tasdik edebilir. İnsan, yaşanabilir hayat normları içerisinde “müstakilen var ve muhtar” iddiasına sırtını döner ve “müstakilen var ve muhtar” iddianın hayat normlarından kendisini temizleyebilirse, en azından sürekli olmak üzere böyle bir temizliği hayat tarzı edinirse, sadırdan zanlar temizlendikçe kalpten kader manası belirmeye ve hayat bulmaya başlar. Yani bilerek veya bilmeyerek ilahlık iddiasında bulunan ve bu iddiaya göre hayat tarzı oluşturan, hele de bu hayat tarzının inatçısı ve dayatmacısı olan insanlara kader manası kapalı olur. Çünkü kader manası bir çeşit cennet müjdesi sayılabilir.
Bir ayetle devam ediyoruz, Nahl Suresi 93: “Eğer Allah dileseydi elbette sizi tek bir ümmet kılardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan elbette mesul tutulacaksınız.”
Allah, halifetullah vasıflı insanları aynı bakış açısında olan bir topluluk dilememiştir, ayetten böyle anlıyoruz. “Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de hidayet eder”i nasıl anlamalıyız? Öncelikle, Allah nasıl dilerse öyle yapar, “ol” der ve o şey hemen oluverir. Çünkü Allah müstakilen VAR ve Muhtardır. Müstakilen VAR ve Muhtar olarak hüküm sahibidir, müstakilen VAR ve Muhtar olarak mülkün sahibidir, müstakilen VAR ve Muhtar olarak güç sahibidir ve yaratılmış olan kullar Allah’a karşı “müstakilen VAR ve Muhtar” değillerdir. Ancak, şu an yaşanan dünya hayatını ve ahiret hayatını hangi çerçevede dilemiş olduğunu biz ayet ve hadislerden öğreniyoruz. Evet, Allah’ı bu “öğrendiğimiz şeyler” dediklerimizle kayıt altına alamayız. Ancak biz bildirilenler çerçevesinde düşünmek ve tedbirlerimizi bu bildirilenler çerçevesinde almak mecburiyetindeyiz. Kur’an ayetlerinin çok büyük bir kısmı, eğer dikkatle inceleyecek olursanız göreceksiniz ki, halifetullah vasıflı insanın Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanma şekliyle, yani Allah’ın verdiği özgür davranma yetkisini Hakk ve batıl açısından nasıl kullandığıyla ilgilidir. Buna bağlı olarak insanlara ahiret hayatındaki konumları hakkında bilgi verir. Hakk yolu seçenler ile batılı seçenler kıyaslanır ve ahiretteki konumları ortaya konur. Bu ayet, hem kader matrisinin sahibini vurgulamaktadır, hem de yaşanabilir hayat normları açısından uyarıda bulunmaktadır: “Dünya hayatındaki tercihlerinizden dolayı mesul tutulacaksınız yani tercihlerinizin karşılığı olan kazanılmış değişiminizle ahiret hayatında konumlanacaksınız” demektedir. Şimdi bir kaç ayeti birlikte okuyarak buradaki bilgiyi kuvvetlendireceğiz, ancak bir ekleme yapalım. Kur’an’da Hakk yolu seçenler ile batılı seçenler kıyaslanır ve ahiretteki konumları ortaya konur. Kul, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini kullanarak, Hakk yolu veya batılı tercih etmekle niyetini belirtmiş olur. “Ameller niyetlere göredir” sözündeki niyet işte bu niyettir. Hakk yol veya batıl ana kulvar olarak, hayat tarzı olarak bir kere tercih edilir ve artık tercih konusu kapanır sanılmamalıdır. Kul Hakk yolda da olsa, batıl yaşantıda da olsa, tercih yaşantısı o kulun ölünceye kadar her an meselesidir. Kulun bu tercihinin “kün fe yekün” vasfı yoktur, sonuç için Allah’ın hükmü gerekir. Allah dilerse kulun bu tercihine göre hüküm verir, dilerse başka bir hüküm verir. Çünkü kulun bu tercihine dayanarak verilecek hükmün çok alternatifi vardır ve hükme tesir eden de pek çok faktör vardır. Bütün bunlar hükmün hikmetini oluşturur. Dikkat ederseniz, “Allah, bu tercihe göre şöyle hüküm verir” diyemeyiz. Bu durumda, Allah’ı kayıt altına almış ve bir de kendi haddimizi aşmış oluruz. “Allah nasıl dilerse” demekle de bir keyfiyetten söz etmiyoruz. Ancak, Allah dilerse keyfi de hüküm verebilir. Bu kısımdaki açıklamalara dikkat ederseniz, cümlelerin kuruluş şekli sanki olaylarla beraber hüküm olacak gibidir. İşte bu, yaşanabilir hayat normları çerçevesinde anlatım tarzıdır. Oysa bu olayların hepsi kader matrisinde zaten hüküm altındadır.
Ayette bir uyarı ve öğüt vardır ve bunların amele dönüşmesi gerekir. Ayeti kader matrisi çerçevesinde cümlelendirerek açıklarsak bu izahtan bir amel çıkaramazsınız. Bu ayet hem kader matrisinin sahibini vurgulamaktadır hem de yaşabilir hayat normları açısından uyarıda bulunmaktadır: “Dünya hayatındaki tercihlerinizden dolayı mesul tutulacaksınız, tercihlerinizin karşılığı olan kazanılmış değişiminizle ahiret hayatında konumlanacaksınız” denmektedir. Bu manayı pekiştirmek için, dizilişleri bir kompozisyon oluşturan bir kaç ayeti peş peşe okuyarak devam edelim:
En’am 137: “Eğer Allah dileseydi onu yapmazlardı. O halde onları uydurdukları ile baş başa bırak.”
Yunus 99: “Eğer Rabbin dileseydi, arzda kim varsa onların hepsi toptan elbette iman ederdi. Böyle iken, sen mü’minler olmaları için insanları zorlayacak mısın?”
Yunus 100: “Biiznillah müstesna, bir nefs için iman etmek mümkün değildir. Allah ricsi (şirk pisliğini) akletmeyenlerin üzerine bırakır.”
M. Yılmaz Dündar
“Kader Konusu Anlayabilmek 2” adlı söyleşiden