DûniHİ algı ve zann’larıyla içimize yerleştirdiğimiz hayvanı bayramda keseceğimiz kurban mânâsının içerisinde kurban etmeli, kurb sağlamalıyız.

Maide Suresi 27: Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini BilHakk tilavet et… Hani ikisi de birer kurban (bildiğimiz kurban veya Allah’a yaklaştırıcı, nefsi şerrinden temizleyici bir davranış, bir sunuş) takdim etmişlerdi de, birinden kabul olunmuş (kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş, yaklaştırıcı yerini bulmuş) diğerinden kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan şöyle dedi: Kesinlikle seni öldüreceğim. Kurbanı kabul olunan ise: Allah yalnızca muttakilerden kabul eder, dedi.
Ayette bize öğretilen iki davranış var ki tanrıyı (nefs-i emmareyi) tanımak ve kurtuluşu (nefs-i levvameyi) anlamak açısından önemli. 1) Nefs-i emmarenin davranışı: Kabul edilmedi diye kardeşine “kesinlikle seni öldüreceğim” diyor, ona “yaşama hakkı” tanımıyor. 2) Müttaki olanın davranışı. Buna mukabil, kabul olunan ise açıklama yapıyor, “Allah yalnızca muttakilerden kabul eder” diyor. Bu olay bize yaşantımızla ilgili çok önemli dersler veriyor ki bir tanesi şu: Yaptıklarımızın kabul edilmesi için müttaki sınıfında olmamız şarttır. Müttaki, nefs-i levvamede bulunanların tamamına verilen ortak isimdir. Müttaki, Billahi anlamında iman edendir. O “Allahım, ben var görünüşümü (varlığımı değil, çünkü öyle müstakil bir varlık yok) sana eş ve ortak koşmuyorum, var görünüşümü sana eş ve ortak koşmaksızın iman ediyorum” deyip, bunun gereklerine göre fiiller ortaya koyandır. İşte bunlardan kabul edilir!
Kurban ibadetinde iki temel olay var: Birisi kesim, diğeri hayr! Kesimi gerçekleştirdiniz, yeni bir ibadet başlıyor. Şimdi elinizde “et” var, onu hayra çevirmeniz gerekiyor. İhtiyacı olana verirsin, yersin, dağıtırsın. Önerilmiş yolları var, “üçe bölersin..” gibi. Ama “kesim”le bunu birbirine karıştırmamak lazım! Kesimi gerçekleştirdiğinizde elinizdeki malı/eti değerlendirmek, onunla ilgili sevab kazanmak ayrıdır. O ayrı bir hayr işidir. O hayrı istediğiniz zaman yapabilirsiniz. İstediğiniz zaman et alır dağıtırsınız veya başka şekilde yaparsınız. İşin aslıyla bunu karıştırmamak lazım! İŞİN ASLI KESMEK’LE İLGİLİ…
Bu işin zahiren yapılması, o iş için yaratılmış olan hayvanla ilgilidir. Siz de, İbrahim aleyhisselam gibi vazgeçmişliğinizle sizde bulunan hayvani yapıyı, nefsin şerrini, zulmeti, zulmani yapıyı kesin. Sizdeki hayvanı kesin! Zahiren koçu kesin, batınen sizdeki hayvanı kesin. Kesin ki o yapı tanrısal arzu ve isteklerde bulunmasın! Vazgeçebilin, ondan Allah için vazgeçebilin. Hz. İbrahim vazgeçti, o korkuyu yaşadı ve korkusu kalktı, yavrusu onun oldu! Zaten mesele “yavruyu almak” değil ki! Kurbanda gerçekleşen şey, zahiren hayvanın kesimi, batınen sizdeki kan akıtma duygusunun yanlışa sapmaması. Çünkü insanlık tarihi boyunca gelen bir kurban etme, kan akıtma olgusu var, o iş için yaratılmış olan bir hayvanın kesilmesi, o duygunun yanlıştan kurtarılmasını sağlıyor.
Tabi şunu unutmuyoruz: Ayetle öğreniyoruz ki kestiklerimizin eti ve kanı Allah’a ulaşmaz! Takvamız, ancak o Allah’a ulaşır. Dolayısıyla zahiren yaptığımız bu işin kanı Allah’a ulaşmıyor, ama zahiren onu yaparken batınen vazgeçmişliğimiz, ilan ettiğiniz ilahtan/ilahlıktan (müstakilen varım ve muhtarım zannından) sıyrılmak, o ilahlıktan korunmak ve kurtulmak için yaptığınız gayret ulaşıyor; bu takva Allah’a ulaşır.
Kurban böyle önemli bir ibadet. Biz böyle önemli bir ibadeti Efendimizin sünneti olarak yerine getiriyoruz, hem de her an yanlış uygulamaya müsait olan bizdeki kurban etme anlayışını, kan akıtma olgusunu yanlışa sapmasın diye doğru haliyle muhafaza ediyoruz. Tanrısal hal o kadar kuvvetlidir ki, her an yanlışa gidebilecek bir “kurban etme” âdeti hortlayabilir. Kurban kesmekle biz onu rayında yani doğru yerde tutacak davranışı zahiren yapıyoruz. Bu zahiren yaptığımız, bu tamam! Ancak o zahir Allah’a ulaşmıyor, o dünyanın işi. Onu zahiren yaparken ki halimiz, idrakımız, yönelişimiz önemli, işte o ulaşıyor. Kesme işini zahiren yaparken kendinizde (tanrılıktan, zulmetten, şerden, duniHi algıdan, esfele safiliyn yapıdan) yok ettikleriniz ulaşıyor. Biz yönelişlerimizdeki deklarasyonumuzu Kurban’ı keserken de yapıyoruz: “Allahım, sana Hanif olarak yöneldim” diyoruz. “İnniy veccehtü vechiye lillezi fataras semavati vel arda hanifen” ayetlerini bir duruş, bir idrak göstergesi olarak okuyoruz. Manasına baktığınızda, bizim “takva” halimizi, “ben hanifim” diyen halimizi anlattığını görürsünüz.
Demek ki, kurban işini yaparken de “nasıl yöneldiğimiz” önemli, Allah’a o ulaşıyor!
Mustafa Yılmaz DÜNDAR