Genel

11 Nisan 2017

Lüb Sahibi

“Akıl” ismi bir mananın kimliğidir; bu yüzden akıl bir “His Suret”tir. Akıl kimlikli his suretin diğer his suretlerden önemli bir farkı vardır; Yaradanın emriyle, önemli bir fonksiyon için görevine uygun bir yoğunluk kazanmıştır. Önemli bir fonksiyon için görevlendirilmiş “Akıl” adlı bu his suretin özelliklerini biraz tanıyalım. “Diğer his suretlerden önemli bir farkı vardır” dedik. Akıl adlı his suret HİSSETTİREN’dir. Akıl hissettiren His’tir. Hissetmeyi sağlar, his yoğunlaşmasıyla oluşan manaları idrak ettirir. “His Suretler” ve “His”ler arasında kıyas yapan his akla aittir. Kıyas yapan His akla aittir. Bir şey, iki şey, üç şey arasında bir kıyas ve bu kıyas sonucunda bir tercih yapıyorsunuz. “Şunun benim için iyi olduğunu hissediyorum” derken size kıyas ve tercih yaptıran his akla aittir, bunlar aklın fonksiyonları içindedir. Böylece kıyas sonucunda da his tercihlerini sağlar. Aklın hissettirme fonksiyonu görevi çok önemli bir temel üzerine bina olmuştur. Bu temel, aklın “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u tam bilmesidir. Başka bir değişle akıl “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u bilendir. Normal şartlarda fonksiyon gösterebilen akıl insana “Gerçek Var” ile “Gerçek Yok”u hissettirir ve idrakını sağlar. Akıl yaradanına çok sadıktır. Normal şartları bozan insan bu bozulmuş şartlardaki durumda aklın hissettirdiklerini “Müstakilen Var ve Muhtar” iddiasıyla saptırır, sonuçlarını da aklın ürünleri sanar. His suretlerin oluşmasından sonra kimliklendirmeyi de akıl sağlar. Bu saydığımız özellikleriyle Akıl Kimlikli “His Suret” ef’al âleminin öz maddesidir, başka bir değişle ham maddesi, kumaşı mahiyetindedir. Bu sebepten orijinini ef’al âleminden alan her suretin yapısında hissettiren vasfıyla her yeri kaplayarak bulunur. Bu bulunuşun yoğunluğu fonksiyonunun açığa çıkış derecesi bakımından farklılıklar gösterir. Orijinini […]
23 Mart 2017

Düşünün, Bir Zat var ki “Rasûlullah” diye imza atıyor…

“Âmentü Billâhi” beyanı Safa Tepesi’nden, Efendimiz (SAV)’in bizlere bir sünnetidir. Efendimiz çıktı, o tepeden ilan etti: La ilâhe İllallah Muhammeden Rasûlullah. Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır, başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Kur’ân’ın “la ilahe” dediği, “YOK” dediği işte budur; ilahlık iddialarıdır; müstakilen varım ve muhtarım iddialarıdır. Biraz sonra okuyacağız, Fussilet Suresi 6. ayet “Müşriklerin vay haline” diyerek tamamlanıyor. Müşrik şirket kuran, şirkete iştiraki olan demektir. Allah diyor ki; tanrılar/ilâhlar şirketi kurdunuz, oraya tanrı olarak ortaksınız. Sen de bir tanrı olarak o şirketin ortağısın. Bu ayet tanrı şirketinin ortağına “müşrik” diyor. Kim; “Allah’ın dışı var, orada da müstakil varlıklar var, ben de öyle müstakilen varım ve muhtarım” derse şirket kurmuş olur. İşte tanrılar şirketi. Âyet dedi ki: Vay, böyle şirket kuranların ve bu şirketin ortağı olanların haline! Biz bu yüzden şehâdetimize böyle başlıyoruz; La ilahe illallah: Müstakilen VAR ve MUHTAR olan ancak Allah! Başka müstakilen var ve muhtar YOK’tur. Sonra diyoruz ki: Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasûlündür. Şehâdetin bu “Muhammedün Rasulullah” kısmı da ayrı bir deryadır; şimdi lazım olan önemli yanlarına biraz bakalım. “(Rasûlüm) de ki, ben sizin misliniz beşerim. Ancak, ilâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.” (Fussilet-6) Rasûlüm onlara “Sizin gibi bir beşerim” de. “Sizin gibi bir beşerim” cümlesini duyan bazıları ne yapıyor? Maalesef bu yanlış günümüzde çok yaygın. İsimleri çok önemli olan zatlar bile buradan yanlış mânâlar çıkarıyorlar, âyetin bu […]