Genel

11 Haziran 2017

DȗniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir

DȗniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir. “Acaba ben DȗniHİ algıda mıyım? diye test yapmamız için Ramazan Ayı oruçla beraber çok önemli bir laboratuardır. O zaman orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, onların birer vesile olduğunu, işi disiplinize eden vesileler olduğunu görür, yaşarsınız; işte o zaman onlar asıl amaç için kullandığımız şeyler olur, amaç başka bir şeydir. Kurban için buyrulan; “Onların kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır” ayetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Onun için, Ramazan’da yapılan antrenmanlarda açlık vesilesiyle, açlığın bizi disiplinize etmesi, bizi tutmasıyla, dünyadan ayırarak işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Aslında her Ramazan bir hedef koymamız lazım, ama ana hedef duniHİ/dȗnillah algıdan sıyrılmaktır. Bu yüzden, daima “Ben bu hareketimle, bu sözümle, bu cümlemle dȗnillah algıda mıyım?” diye bir test yapmak, bunu Ramazan Ayı’nı fırsat bilip de yapmak daha bir önem arz eder. Eğer talip “acaba dȗniHİ algıda mıyım?” diye her türlü halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan dȗniHİ algıda yaşar; bu algıda olunca da bu algıya ait zann’lar kaçınılmazdır. Biriken bu zann’ları temizlemek zordur ve zaman alır. Bu sebepten talip, “Acaba DȗniHİ algıda mıyım?” diye kendisini daima test etmelidir, hem de deli gibi. Bu konunun çalışılabileceği en güzel zaman ve ortamlar Ramazan Ayı’ndadır. Belki de Ramazan Ayı’nın bir sebebi de budur. Sizinle daha önce paylaştığımız bir hadis vardı, hatırlayalım. Rabbimiz bir kudsi hadiste buyuruyor: “Benim insanlara merhametimin delili/işaretidir ki; onlara Ramazan Ayı’nı ve İhlas Suresi’ni verdim.” (Aşağıların Aşağısı’ndan) … Kendimize Ramazan Ayı için hedefler […]
11 Haziran 2017

Kullarıma merhametimin işaretidir ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim

Rabbimiz bir kudsi hadiste; “Kullarıma olan merhametimin işareti şudur ki onlara İhlâs Suresini ve Ramazan Ayını verdim” buyuruyor. Onlara o kadar merhametliyim ki İhlâs Sȗre’sini verdim. Fersah fersah ileriden başlasınlar. Çünkü halleri, güçleri, ömürleri, hayatları, uygun değil. İhlâs Sȗresi’yle onları ileriden başlatıyorum. Kurtulsunlar, dünyadayken temizlensinler diye de Ramazan Ayı’nı verdim. … Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Bir Ramazan ayını geçirip de cehennemden kurtulmayı başaramayana üzülürüm.” Ramazan bir fırsattır, oturduğun yerde kurtulacaksın, oturduğun yerde. Ama oturduğun yerden görmen gereken sağında olduğu halde sen hep soluna bakarsan göremezsin. Otururken tek yapacağın o tarafa dönüvermektir. … Oruç ibadetinin en önemli yanı yemek yememektir, fakat oruçta yemek yemeyi bırakmak bir temsildir. Bu temsil çok önemlidir, çünkü o çok önemli bir bilginin temsilidir. Yemek işini bir süre bırakmanın bizim için bir yararı ve önemi de, bizim için Samed olmanın ne olduğunu anlayabilme çalışması olmasıdır. Allah’ın Ehad ve Samed oluşu acaba ne demektir, bunu biraz kavrayabilme çalışmasının adı Oruç’tur, o çalışmayı biz yemek yememekle yaparız. Samed oluşunu biraz kavrayabilme çalışması olan yemek yememeyi biraz geniş manada düşünün. Bu çalışmayla kul Allah’ın Samed olduğunu, kendisinin Samed olmadığını anlar. Yani Allah’ın dışı kavramı olmadığını, kendisinin dışı kavramı olduğunu, ihtiyaçlarının olduğunu ve bunları Allah’ın verdiğini anlar. Samediyet’i anladığı için, dışı kavramı olduğunu ve ihtiyacı olduğunu anlaması bile onda Samediyet nurlarını açar. … Değilse oruç ibadetiyle insan Samed olmaz. Hiç bir kul Allah’ın bu vasıflarıyla vasıflanamaz, Ehad ve Samed’le ahlaklanamaz. Bir kulun ahlaklanabileceği en önemli ve ona faydalı vasıf Rahmân ve Rahıym’dir, o yüzden Besmele’de bunlar geçer. Fâtiha kitapçığının başlangıcında paylaştık, “Ehad […]
29 Mayıs 2017

Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?

Rasulullah (SAV) Efendimiz şeytana sordu: “Ümmetim salât ikame edince halin ne olur?” Şeytan: “Beni bir sıtma tutar, titrerim” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Neden bu hale girersin?” Şeytan: “Çünkü, bir kul, Allah için secde ederse bir derece yükselir” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman bağlanırım; ta, onlar iftar edinceye kadar” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman çıldırırım” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya Kur’an okudukları zaman nasıl olursun?” Şeytan: “O zaman da tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm” dedi. Efendimiz (SAV) sordu: “Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıl olur?” Şeytan: “İşte o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren eline bir testere alır ve beni ikiye böler.” Efendimiz (SAV) sebeplerini sordu: “Neden öyle testereyle ikiye biçilirsin ya Eba Bürre?…” Şeytan: “Çünkü sadakada mü’min için dört güzellik vardır: Allah, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler; Sadaka veren kimseyi halkına sevdirir; Allah, onun verdiği sadakayı cehennemle arasında bir perde yapar. Allah, ondan belayı def eder, sıkıntıyı ve ahları kaldırır. DEMEK Kİ: DuniHİ algı ve zann’larından sıyrılmış, Müstakilen Varım ve Muhtarım İddiası’na sırtını dönmüş, Amentü Billahi ve Rasulihi diyen haniyf bir mü’minin; – salât ikamesi, – oruç tutması, – hac görevini yapması, – Kur’an’ı ders yapması, – sadaka vermesi, Şeytanlık Patronaj Sistemi’ni kökünden sarsıyor ve tesirlerini sıfırlıyor. Yani, ihlâs sahiplerine şeytanın bir sultası kalmıyor. Bir kişi henüz duniHİ algısını ve Müstakilen Varım ve Muhtarım İddiası’nı fark edememiş veya fark etmiş de henüz sıyrılamamış, ancak bu […]
8 Mayıs 2017

Başlangıç Çizgisi, Arzu, Gayret, Kazanım ve Değişim…

Başlangıç Çizgisi tâlip için olmazsa olmaz önemde bir şeydir. Neden? Size kelebeklerden örnek vereyim, kelebeklerin hayat döngüsünden bir mânâ çıkaralım, o kıssadan hisse çıkaralım. Kelebeklerin hayat döngüsünde sıralama şöyledir; yumurtalar, yumurtadan kurtçuklar çıkar, kurtçuklar koza yaparlar, kozalardan kelebekler çıkar. Bu döngünün başlangıç çizgisi kurtçuk olmaktır. Yumurtadan çıkış başlangıç çizgisidir, o da kurtçuktur. Lütfen dikkat buyurun. Kurtçuklar öğrendiler ki kendilerinin ileri yaşantıları kelebek. Bir kelebeğe bir de kurtçuğa bakın. Kelebek dediğin renkli renkli, uçuyor, geziyor. Kimse kurtçuk koleksiyonu yapmaz ama kelebek koleksiyonları… İşte bunların sohbetini yapan kurtçuklar kurtçuk olmak istemiyorlar. Bu hikâyeyi öğrendiler, başlıyorlar; “Biz aslında kurtçuk değiliz, kelebeğiz” demeye ve kelebek taklidi yapmaya çalışıyorlar. Bir kurtçuk ne kadar kelebek olabilir? Olabilir mi? Eğer kurtçuk prensiplerini hakkıyla yaşayamazsa, kurtçuk halini görmezden gelirse, kurtçuk haline bakıp “İleride kelebeksek demek ki biz yokuz” derse hiçbir zaman kelebek olamaz. Başlangıç çizgisini izah edebiliyor muyum? Kelebek muhabbetiyle kelebek olunmaz. Bir kurtçuk kelebek muhabbetiyle, özentisiyle kelebek olamaz, amel yapması lazım. Kurtçukluğunu hakkıyla yaşayacak ve kozayı yapacak, kozadan kelebek çıkacak. Bu yüzden, ileri tasavvuf bilgilerine bakıp “Demek ki şöyleymiş, bu böyleymiş” diyerek onları başlangıç çizgisi yapamazsınız. O yüzden burada biz başlangıç çizgisini anlatıyoruz, ileri bazı tasavvuf bilgilerini değil. Öyle bilgileri duyanlar, zihinlerinde tuttukları o bilgilerle, bizim başlangıç çizgisi için söylediklerimize bakıp “Olur mu, şu kişi öyle demiyor” diyorlar. Yahu o sana kelebeği tarif etmiş, biz burada kurtçuğu anlatıyoruz. Kurtçuk olmadan kelebek olamazsın. Hatta bu iş o kadar hassas ki oraya da bir kıssa ekleyeyim, bir hisse daha çıkaralım. Kendini iyiliksever zanneden birisi bir kozaya rastlıyor, bakıyor ki […]