10 Şubat 2019

İnsan İradesi (Billahi anlamda) Özgür Müdür?

İnsan İradesi Özgür müdür? Ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır ki; Allah kader senaryosunu hükme bağlarken hüküm paketi içerisinde Halifetullah vasıflı insan için “Hakk ve batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür.” hükmünü vermiştir. Hüküm paketinde böyle bir hüküm vardır. Bunu nereden öğreniyoruz? Ayet ve hadislerden. Ayet ve hadislerden öğreniyoruz ki; Allah, Halifetullah vasıflı insan Hakk ve batıl arasında tercih yapacağı zaman özgür olsun hükmünü vermiştir, bunu hükme bağlamıştır. Yani insanın özgürlüğü Allah’ın hükmünün gereğidir. İnsan bu özgürlüğünü kullanırken Allah’ın hükmünü yerine getirir. Bu sebeplerden dolayı insanın bu özgürlüğü Allah’ın insana verdiği bir yetkidir. Daha anlaşılır olarak bu, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’dir diyebiliriz. Yine detaylı bilgi için Aşağıların Aşağısı kitapçığında Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkündür. Buraya kadar söylediklerimizin derslerini bize gösteren, öğreten ayetleri izninizle sıralayayım. Bu ayetlerden ayrıca şunu da öğreniyoruz ki, Rabbimizin Halifetullah vasıflı insana hükme bağladığı özgürlüğü, Hakk’la batıl arasında tercih yapma özgürlüğü aynı zamanda ona sorumluluk yükler. İşte hem bu sorumluluğu hem de Hakk ve batıl arasında tercih yapma özgürlüğünü bize ders yapan ayetler: Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4-5, Şems 8-9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, Araf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18-19-20, Kasas 83, Âl-i İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahsab 28-29, Muhammed 31, Ankebut 2-3, Müminun 30, Mülk 2, Bakara 155-156-157, Adiyat 6-7, Kıyamet 13-14, En’am 130, Nisa 79. Bu ayetlerin açıklamalarını ve detaylarını Talibin Başlangıç […]
14 Kasım 2018

Eğer ders alırsak, bize de kelimeler öğretiliyor, bize de yol ve yordam öğretiliyor…

“Allah’a itisam edenin, dûniHi algıdan kaynaklanan saptırıcı iddialardan sıyrılıp Allah’a bağlananın gerçekten sırât-ı müstakıyme hidayet olunduğunu (Al-u İmran 101)”, “Billâhi idrakla iman edenleri, O’na i’tisam edenleri kendinden bir rahmet ve fazlın içine sokacağını, kendisine varan sırât-ı müstakıyme hidayetlendireceğini (Nisa 175)”, “Rablerinden haşyet edenlerin ciltlerinin O’ndan ürperdiğini, ciltleri ve kalblerinin Allah’ın zikrine yumuşadığını, bunun Allah’ın hidayeti olduğunu, onunla dilediğine hidayet ettiğini, kimi de saptırırsa onun için hidayet edici olmadığını (Zümer 23)”, “Allahın rızasına talip olanları selam yollarına hidayet ederek dilemesiyle zulmetten nura çıkardığını, sırât-ı müstakıyme yönlendirdiğini (Maide 16)”, “O’na dönüp yöneleni Allah’ın hidayet edeceğini (Ra’d 27)” ayetlerden öğrendik. Dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev, öncelikle “amentü billâhi ve rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken Hakk ve batılı çok iyi bilmek gerekiyor ki onları öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek, tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan Kur’an’dır, bize model ve güzel örnek ise Rasûlullah (SAV) Efendimizdir. Sonuçta kim dûniHi algısından, sözde tanrılık iddiası ve bu iddianın yaşantısından vazgeçerse, bunlara sırtını dönerse, Allah’ı hiç unutmadan hanîf olarak O’na vechini teslim ederse, Allah onu sırât-ı müstakıyme hidayet etmiştir. Ama gerçek şudur: Rasûlullah (SAV) Efendimiz sırât-ı müstakıyme davet etmesine rağmen, ahirete iman etmeyenler bu daveti kabul etmeyip o sırattan sapıyorlar (Mü’minun 73, 74). Ahirete iman etmeyen bu sapkınlar müstekbirun’dur (Nahl 22). Oysa insanlar Allah’a mutlak muhtaçtır (Fatır 15). İnsanların var sandığı şeyler son bulmaya, tükenmeye mahkûmdur (Nahl-96). Bunları göremeyen insan zulmet içinde kalmış sağır ve dilsizler gibidir (En’am-39). Oysa Allah […]
18 Ağustos 2018

DûniHİ algı ve zann’larıyla içimize yerleştirdiğimiz hayvanı bayramda keseceğimiz kurban mânâsının içerisinde kurban etmeli, kurb sağlamalıyız.

Maide Suresi 27: Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini BilHakk tilavet et… Hani ikisi de birer kurban (bildiğimiz kurban veya Allah’a yaklaştırıcı, nefsi şerrinden temizleyici bir davranış, bir sunuş) takdim etmişlerdi de, birinden kabul olunmuş (kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş, yaklaştırıcı yerini bulmuş) diğerinden kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan şöyle dedi: Kesinlikle seni öldüreceğim. Kurbanı kabul olunan ise: Allah yalnızca muttakilerden kabul eder, dedi. Ayette bize öğretilen iki davranış var ki tanrıyı (nefs-i emmareyi) tanımak ve kurtuluşu (nefs-i levvameyi) anlamak açısından önemli. 1) Nefs-i emmarenin davranışı: Kabul edilmedi diye kardeşine “kesinlikle seni öldüreceğim” diyor, ona “yaşama hakkı” tanımıyor. 2) Müttaki olanın davranışı. Buna mukabil, kabul olunan ise açıklama yapıyor, “Allah yalnızca muttakilerden kabul eder” diyor. Bu olay bize yaşantımızla ilgili çok önemli dersler veriyor ki bir tanesi şu: Yaptıklarımızın kabul edilmesi için müttaki sınıfında olmamız şarttır. Müttaki, nefs-i levvamede bulunanların tamamına verilen ortak isimdir. Müttaki, Billahi anlamında iman edendir. O “Allahım, ben var görünüşümü (varlığımı değil, çünkü öyle müstakil bir varlık yok) sana eş ve ortak koşmuyorum, var görünüşümü sana eş ve ortak koşmaksızın iman ediyorum” deyip, bunun gereklerine göre fiiller ortaya koyandır. İşte bunlardan kabul edilir! Kurban ibadetinde iki temel olay var: Birisi kesim, diğeri hayr! Kesimi gerçekleştirdiniz, yeni bir ibadet başlıyor. Şimdi elinizde “et” var, onu hayra çevirmeniz gerekiyor. İhtiyacı olana verirsin, yersin, dağıtırsın. Önerilmiş yolları var, “üçe bölersin..” gibi. Ama “kesim”le bunu birbirine karıştırmamak lazım! Kesimi gerçekleştirdiğinizde elinizdeki malı/eti değerlendirmek, onunla ilgili sevab kazanmak ayrıdır. O ayrı bir hayr işidir. O hayrı istediğiniz zaman yapabilirsiniz. İstediğiniz zaman et […]
19 Mayıs 2018

Bu dua çok güzel bir oruçtur. Bu duayı Ramazan’da çok güzel değerlendirebilirsiniz…

Merhamet ayındayız, Allah’tan merhamet isteyen çok kısa bir yol göstermek istiyorum. Ama önce bir notla başlayalım: Nefs-i Levvame sürecindeki talib Nefs-i Mutmainne haline ulaşıncaya kadar dûniHİ algıya daima düşer, mecburen! Mutmainne’ye kadarki süreçte talibin esas görevi dûniHİ algıdan çıkmak için gayretle çalışmaktır. Ta ki oradan geri dönüşsüz çıksın. Eğer talip, “dûniHİ algıda mıyım?” diye her halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan dûniHİ algıda yaşar. Bu algıda olunca bu algıya ait zannlar kaçınılmazdır. Biriken bu zannları temizlemek ise zordur, zaman alır. Bu yüzden, dûniHİ algıda mıyım diye kendimizi daima test etmeliyiz. Bu konunun çalışılabileceği en güzel zaman ve ortamlar Ramazan Ayı’ndadır. Belki Ramazan Ayı’nın bir sebebi de budur. Rabbimiz bu kudsi hadiste buyuruyor: “Benim kullarıma (insanlara) merhametimin delili (işaretidir) ki onlara Ramazan Ayı’nı ve İhlâs Sûresi’ni verdim.” DûniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir, “ben dûniHİ algıda mıyım?” diye test yapmamız için bu ay oruçla beraber çok önemli bir laboratuardır. Orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, oruçla yapılanların birer vesile, işi disiplinize eden vesileler olduğunu inşaAllah görür, yaşarsınız. Onlar asıl amaç için kullandığımız şeylerdir, amaç başka bir şeydir. “Onların (kurbanların) kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır” âyetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Onun için, Ramazan’da yapılan antrenmanlarda açlık vesilesiyle, açlığın bizi disiplinize etmesi, bizi dünyadan ayırarak işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Ve her Ramazan bir hedef koymamız lazım. İlk ve öncelikli hedef dûnillah algıdan sıyrılmaktır. Öyleyse, “Ben bu hareketimle, bu cümlemle dûnillah algıda mıyım?” diye daima 7/24 test […]