9 Ağustos 2019

Kurban ve Dini Allah’a Halis Kılmak

DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK NEDİR? “De ki: Bana, diyni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11) Ayette Efendimiz (SAV)’e hitaben buyruluyor: Onlara de ki; bana, dîni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Normal hayatta insanlar bu mânâda konuşmadığı için bu ayete normal hayattaki bir mânâ ile meâl yaparsanız olmaz. Peki, âyeti nasıl anlayacağız? Onu anlayacağımız dille bir cümle kuralım ama doğru olmak üzere benzer cümleler de kurulabilir. Dîni yani sistemi Allah’a halis kılmak şudur: Göklerin ve yerin yaratılışını, dünya hayatını, ne olursa olsun tüm hayat tarzlarını, kısacası evreni yani ef’al âlemini Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırmayacaksınız, oraya yerleştirmeyeceksiniz. Göklerin ve yerin yaratılışını, yaşadığımız dünya hayatını ve tüm hayat tarzlarını Allah’ın dışı var sanıp onları oraya yerleştirirseniz, dîni Allah’a halis kılamazsınız. Bu tarif göremediklerimizi de kapsasın dersek, bütün evreni yani ef’al âleminin tümünü buna dâhil etmeliyiz. Aslında mânâ âlemi de buna dâhildir, sadece bize somut olan ef’al âlemi değil. Dîn yani sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandıran kişi samimi olmayı dini Allah’a halis kılmak zannediyor. Dîni Allah’a halis kılmak ayrıdır ve bu samimi olmak demek değildir. Samimiyet farklı bir şey! Puta tapanlar da putlarına samimiler. Bir kaç yüz yıl önceye ait bir bilgi; Güney Amerika’da bir tapınakta binlerce insanı canlı kurban ediyorlar. Arama motorlarına bakarsanız sayısını, yerini bulabilirsiniz. Kurban edilen binlerce insan ve onları kurban edenler samimi değil mi? O kadar samimiler ki taptığına kurban edi(li)yor. Ona “Samimi değilsin” diyebilir misiniz, “Korkmuyorsun” diyebilir misiniz? Taptığı puttan yani inandığı bâtıldan öyle korkuyor ki onun şerrinden, zulmünden, […]
23 Mayıs 2019

“Sevgi”yi Ahseni Takviym yapı bilir ve Yaşar! Esfele Safiliyn Formata Sevgi Kapalıdır!

Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde insan, birisini veya bir şeyi sevip sevmeme tercihini duniHi anlamda hürriyeti kullanarak, duniHi algı ve zann’larına göre oluşmuş heva ve hevesleri doğrultusunda yapar. Ancak cahil insan, Esfele Safiliyn formata gerçek anlamda sevginin kapalı olduğunu bilmez. Bu sebepten sevgi duygusunu, sahip olduğu Esfele Safiliyn imkânları çerçevesinde kendisi tanımlamıştır ve bu tanımladığını hissedince de adına “sevgi” der. Fakat tanımladığı ve hissedince sevindiği bu sevgiden bir türlü tatmin olmaz. Çünkü karşılığını bulamaz. Bu sevgi bazen gelir, bazen kaybolur, bir türlü istikrar gösteremez, genellikle de içi acı, sonu acı dolu olarak yaşanır. Çünkü sahte bir tanımdır, sahte bir hissediştir. Esfele Safiliyn format içerisinde sevgi dosyası bulunmaz, orada bulunan tek duygu “NEFRET”tir. Bu yüzden insan, hissettiği “en düşük seviyeli nefret” hallerini “sevgi” zanneder. Ancak bazı sebeplerle nefret seviyesi bu sevgi duyulan kimseye veya şeye karşı yükselince, sevgi denilen şey de kaybolur; yerini kızgınlık, öfke, nefret kaplar. Eğer herhangi bir sebepten yükselmiş olan nefret seviyesi o kişiye veya şeye karşı düşerse, tekrar “sevgi” dediği şey gelir. Kendisini teselli etmek üzere bu iniş çıkışlar için “hayatın, sevginin tuzu biberi” yakıştırmasını yapar. Böyle bir kısır döngüde, Esfele Safiliyn insan kendisini kandırır durur. Bu konuyu vurgulamak üzere, Hz. İbrahim aleyhisselam’ın kavmini uyarmak için söylediklerine Kur’an’ın anlatımından bakalım: ‘’(İbrahim) onlara dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.’’ (Ankebut Sȗresi 25) Ayette “dünya hayatına has bir sevgi” denilerek […]
10 Şubat 2019

İnsan İradesi (Billahi anlamda) Özgür Müdür?

İnsan İradesi Özgür müdür? Ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır ki; Allah kader senaryosunu hükme bağlarken hüküm paketi içerisinde Halifetullah vasıflı insan için “Hakk ve batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür.” hükmünü vermiştir. Hüküm paketinde böyle bir hüküm vardır. Bunu nereden öğreniyoruz? Ayet ve hadislerden. Ayet ve hadislerden öğreniyoruz ki; Allah, Halifetullah vasıflı insan Hakk ve batıl arasında tercih yapacağı zaman özgür olsun hükmünü vermiştir, bunu hükme bağlamıştır. Yani insanın özgürlüğü Allah’ın hükmünün gereğidir. İnsan bu özgürlüğünü kullanırken Allah’ın hükmünü yerine getirir. Bu sebeplerden dolayı insanın bu özgürlüğü Allah’ın insana verdiği bir yetkidir. Daha anlaşılır olarak bu, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’dir diyebiliriz. Yine detaylı bilgi için Aşağıların Aşağısı kitapçığında Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkündür. Buraya kadar söylediklerimizin derslerini bize gösteren, öğreten ayetleri izninizle sıralayayım. Bu ayetlerden ayrıca şunu da öğreniyoruz ki, Rabbimizin Halifetullah vasıflı insana hükme bağladığı özgürlüğü, Hakk’la batıl arasında tercih yapma özgürlüğü aynı zamanda ona sorumluluk yükler. İşte hem bu sorumluluğu hem de Hakk ve batıl arasında tercih yapma özgürlüğünü bize ders yapan ayetler: Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4-5, Şems 8-9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, Araf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18-19-20, Kasas 83, Âl-i İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahsab 28-29, Muhammed 31, Ankebut 2-3, Müminun 30, Mülk 2, Bakara 155-156-157, Adiyat 6-7, Kıyamet 13-14, En’am 130, Nisa 79. Bu ayetlerin açıklamalarını ve detaylarını Talibin Başlangıç […]
14 Kasım 2018

Eğer ders alırsak, bize de kelimeler öğretiliyor, bize de yol ve yordam öğretiliyor…

“Allah’a itisam edenin, dûniHi algıdan kaynaklanan saptırıcı iddialardan sıyrılıp Allah’a bağlananın gerçekten sırât-ı müstakıyme hidayet olunduğunu (Al-u İmran 101)”, “Billâhi idrakla iman edenleri, O’na i’tisam edenleri kendinden bir rahmet ve fazlın içine sokacağını, kendisine varan sırât-ı müstakıyme hidayetlendireceğini (Nisa 175)”, “Rablerinden haşyet edenlerin ciltlerinin O’ndan ürperdiğini, ciltleri ve kalblerinin Allah’ın zikrine yumuşadığını, bunun Allah’ın hidayeti olduğunu, onunla dilediğine hidayet ettiğini, kimi de saptırırsa onun için hidayet edici olmadığını (Zümer 23)”, “Allahın rızasına talip olanları selam yollarına hidayet ederek dilemesiyle zulmetten nura çıkardığını, sırât-ı müstakıyme yönlendirdiğini (Maide 16)”, “O’na dönüp yöneleni Allah’ın hidayet edeceğini (Ra’d 27)” ayetlerden öğrendik. Dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev, öncelikle “amentü billâhi ve rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken Hakk ve batılı çok iyi bilmek gerekiyor ki onları öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek, tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan Kur’an’dır, bize model ve güzel örnek ise Rasûlullah (SAV) Efendimizdir. Sonuçta kim dûniHi algısından, sözde tanrılık iddiası ve bu iddianın yaşantısından vazgeçerse, bunlara sırtını dönerse, Allah’ı hiç unutmadan hanîf olarak O’na vechini teslim ederse, Allah onu sırât-ı müstakıyme hidayet etmiştir. Ama gerçek şudur: Rasûlullah (SAV) Efendimiz sırât-ı müstakıyme davet etmesine rağmen, ahirete iman etmeyenler bu daveti kabul etmeyip o sırattan sapıyorlar (Mü’minun 73, 74). Ahirete iman etmeyen bu sapkınlar müstekbirun’dur (Nahl 22). Oysa insanlar Allah’a mutlak muhtaçtır (Fatır 15). İnsanların var sandığı şeyler son bulmaya, tükenmeye mahkûmdur (Nahl-96). Bunları göremeyen insan zulmet içinde kalmış sağır ve dilsizler gibidir (En’am-39). Oysa Allah […]