Hac idraka yaptırılır.

Kur’an’ın “reddettik, attık” dediği Esfele Safiliyn yapıyı insanlar öyle severler ki; bu esfele safiliyn yapıya namaz kıldırır, ona oruç tutturur, onu Hacca götürür getirirler, o esfele safiliyn yapılarına hayır yaptırırlar. Esfele safiliyn yapı tasavvuf öğrenir, esfele safiliyn yapı esma zikirleri yapar… Esfele safiliyn yapıyı seviyor kişi! Neden? Çünkü öyle doğdu, kendini onun içinde buldu! Ve ondan kurtulmak gibi bir fikir de hiç aklına gelmedi, gelmez de. O zaman şuna çok dikkat etmemiz gerekiyor: Bu işleri ilan ettiğiniz bu esfele safiliyn yapı mı yapıyor? Yani tanrılık ilan eden yapınız mı oruç tutuyor, salât ikame diyor, Hacca gidiyor? Lütfen test edin. Eğer bunları yapan oysa o zaman ondan kurtulma çalışmaları çok önemli! İnsan heveslendiği ve uygulamak istediği şeyleri o tanrıya (o esfele safiliyn yapıya) yaptırırsa İslamiyet’te mesafe alamaz. Eğer o tanrıdan “kurtulma” çalışmaları olarak yaparsa mesafe alabilir. O tanrıdan “kurtulmuş” olarak yaparsa mutlaka mesafe alır.

 ALLAH’I TANIMAK İÇİN HACCA GİDİLİR

Ayet ve hadislerle önerilenlerin tümü/her biri “Amentü Billahi” diyen aday kişi için bir yöntemdir, Allah’ı Tanıma yöntemidir. Hac da öyle! Bu yüzden, Hacca Allah’ı tanıyabilmek için gidilir. Aksi halde… Doğduğu yerleri, köyünü uzun yıllardır görmemiş birisi gider köyüne. Oraları görür, ağlar “ah ben şurada şöyle yapmıştım, burada böyle yapmıştım”, romantik duygularla gezer. Değil, böyle bir seyahat değil Hac! Hac bir laboratuar! Öyle bir laboratuar ki; o laboratuarda eğer, laboratuarın imkânlarından yararlanabilirsen döndüğünde “müthiş bir tanımayla” dönersin; “Şehadetle” dönersin. “Efendim müthiş bir Hac yaptık” derler. Niye? “Şurada şöyle ağladık, burada böyle yaptık… Müthiş bir Hac yaptık. “Niye?” denildiğinde, “tanıyarak döndük” dersen ancak “müthiş bir Hac yaptık” olur! Çünkü bütün mesele Allah’ı tanımak üzerine! Eğer tanıma hakkıyla gerçekleşirse siz Hacla, sizin için gayet önemli olan BekaBillâh mertebesini elde edersiniz, Biiznillah.

SEFA TEPESİ

Sefa Tepesi’nin orijinali durur Kâbe’nin yanı başında, sa’y yaptığınız yerde. Umre yaparken tavaftan sonra sa’ya gelirsiniz ya, o iki tepenin orijinali durur. Sefa Tepesi’ndeki Tebliğ dünya için o kadar önemli bir zirve ki; incelenmesi, tartışılması gereken, hayal edilmesi, yaşanması gereken! Sefa Tepesi’ndeki iş o kadar önemlidir ki! Biz bunu bilmediğimiz için, bu olayı kişi yaşamadığı için o tepelerin üstünde o heyecanı duyup, yaşayamaz. Halbuki eşiyle sevgili olarak gezdiği yerlerden geçince heyecan duyuyor. Bir yerde iyi bir yemek yemişse, tekrar orada oturunca heyecan duyuyor! Fakat Sefa Tepesi’ndeki olayı bu şekilde düşünmediği için, evrensel bir tebliğ/evrendeki en büyük tebliğ olarak düşünüp yaşamadığı için o heyecan mekanizması orada çalışmıyor.

Hacca giden kişi “bu tepelerin arasından koşulacakmış” der ve yedi defa koşar, sonra da; “tamam ben sa’yı bitirdim” der. Oysa orada bir zirve var! Dünyayı titreten bir tebliğ yapılmış ve o orijinal taş duruyor orada! Ve sen “o taş”ın üstüne çıkıyorsun. Müthiş bir şey. Tanıyabilmek için, hissedebilmek için müthiş bir şey! Bu hissedebilmek o kadar önemli ki…

İçimizde çokenteresan sermayeler vardır. Şöyle örnek vereyim size. Birisi müziği çok seviyor ve müziği seven bu kişi diyelim Michael Jackson hayranı. Michael Jackson’ı öyle düşünüyor, öyle hayal ediyor ki… Onun gibi giyinir, onun gibi düşünür, onun gibi dans eder, derken içindeki Michael Jackson’ı dışarı çıkarır, içindeki Michael Jackson özelliklerini dışarı çıkarır. Böylece siz, onu gördüğünüzde, izlediğinizde onu Michael Jackson zannedersiniz, “ne kadar da o olmuş” dersiniz. Kişi bir müzikçiyi bile çıkarabiliyor içinden. Baktığımız zaman “aynı Michael Jackson gibi!” diyorsun! Fark ettiniz mi, nasıl başarmış bunu! Dedim ya, bunlar tanımak için metot, bunlardan işte böyle yararlanmak gerekiyor. Kişi Sefa Tepesi’nde Efendimiz aleyhis salatü vesselama olan sevgisini hiç değilse en az bu Michael Jackson’ı seven kadar yapabilse/yaşayabilse, o tepede tebliğdeki manayı açığa çıkarır, yani içindeki Muhammedi Hakikatleri açığa çıkarır. İçindeki Muhammedi Hakikatleri öyle bir açığa çıkarır ki, dayanamaz; “La ilahe illallah!” der. Şahid olur! Bir kere şahid olduysa yetmez mi?

Evet, Sefa Tepesi’ne, Efendimizin evreni titreten önemli tebliğine dönelim. Efendimiz: “Ey insanlar, gelin Allah’ı tanıyalım! Ben Allah’ı tanıyabilmeniz için görevlendirildim, Allah’ın rasulüyüm. Bu konuda size örnek bir hayat sunacağım. Gelin Allah’ı tanıyalım. Ancak; Allah yanı sıra edinmiş olduğunuz zihni ve zahiri ilahların, tanrıların, putların tamamından kurtarın kendinizi! Onları terk edin, onlara LA İLAHE deyin, birlikte İLLALLAAH diyelim” dedi.

KÂBE’Yİ GÖRÜNCE YAPILACAK DUA

Hacca, umreye giden arkadaşlarla çeşitli vesilelerle konuşuruz. Özellikle yeni gidenler, ilk gidecek olanlar duygularını paylaşırken derler ki; Kâbe’yi görünce ilk söylediğin, ilk görürken söylediğin dua makbulmüş, ne yapsam acaba? “Ne söylesem ne istesem?” telaşına düşerler.  Neden telaşa düşülüyor?

Hayata da Hacca da “A” Takdim Formu “BEN”le bakıldığı için! Allah2ın dışı var ve kendisi de Allah’ın dışında müstakil ve muhtar bir varlık zannettiği için, muhtariyet gözüyle baktığı için! Dünya yaşantısındaki esfele safiliyn idrakla ilan ettiği ilahlığın isteklerine göre o fırsatı kaçırmak istemiyor! Bu mağazaya girdim acaba ne alabilirim telaşı içerisinde. Oysa tek bir telaş var! Uyarıyor Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem; tek bir telaş var, o da La ilahe İllallah! Başka bir telaş yok ki! Bunu fark etmek gerekiyor ve diğer telaşları terk etmek gerekiyor ya! Diğer telaşlarla uğraşmamak gerekiyor bu kadar! “Başka ne isteyebilirim?” olur mu? Tek bir şey isteyeceksin; Allahım beni örtücü yapma! Bitti! Örtücü yapmazsa bitti ya bitti, bu kadar! Küfür ehli olmazsan bitti, artık bitti! Öyle dilenirsen bitti, sana “örtücü olmayanlardan ol!” denirse bitti işin! Demek ki telaş bu; örtücü olmamak!

Böyle ilk kez gidecek bir arkadaşımız sormuştu; “Kâbe’yi ilk gördüğümüzde ne dua edeceğiz?” diye. Bu soruya özellikle ilahiyat rehberlerinden cevap olarak çok çeşitli öneriler gelecektir. Ama tekrarlayalım, diyoruz ki; tek bir şey var; şirki hafi’den kurtulmak, bundan başka bir şey yok! “Ne dua edeceğim” olabilir mi? Tek bir şey var; şirki hafiden kurtulmak gerekiyor. Başka hiçbir şey yok, tek bu! Öyleyse istenecek tek bir şey var; Allah’ım beni şirki hafiden kurtar. Bu kadar, başka bir şey yok ki! Bunu isterken; sonunda küfür olmasın, bundan kurtulmak zor olmasın, bu bize Allah’ın lütfuyla olsun diye düşünürseniz, o zaman da dersiniz ki; Allah’ım beni “şirki hafi”den hayrlısıyla, lütfunla, kolaylıkla kurtar. İşte tek şey bu! Birisi için dua edeceksen, bundan daha iyi dua olur mu? Ama soruyorsun; senin için nasıl dua edeyim? Yani; sana kravat mı alayım, gömlek mi? Fark etmez! Diğerleri teferruat.

Kime dua edecekseniz onun şirki hafiden kurtulması için dua etmek önemli bir şey! Tek bu çünkü, tek bu!

KÂBE’DE SALÂT ve TAVAF SALÂTI

Dikkat ederseniz, Hacda ve Umre’de Kâbe’nin yanında kılınan, ikame edilen iki rekâtlık namazda, salâtlarda sürekli okunan Kafirun-İhlâs Sureleri. Kafirun’un ne kadar önemli olduğunu orada fark edeceksiniz. Yakalanması gereken gerçeği (gerçek hayatı) fark etmek için, sizi gerçek yaşamdan uzak tutan sizdeki örtücüye Kafirun’u okuyorsunuz ilk rekâtta. İkinci rekâtta ise İhlâs okuyorsunuz. Niye? “Kafirun’u sende İhlâs yaşantısını örten kâfir yana okuyor onu yok ediyor sonra da İhlâs okuyup o yaşantının içerisine giriyorsun. İşte bu önemli işi yaptığın bir laboratuar orası!

Demek ki: Birinci rekâtta Kafirun “A” Takdim Formuna okunuyor. “A” Takdim Formu”na birinci rekâtta Kafirun’u okur onu yok edersiniz, ikinci rekâtta İhlâs okur, kendinizi İhlâs Hayat Döngüsü’ne sokarsınız. İlk rekâtta Kafirun’la “A” Takdim Formu”nu mahveder, ikinci rekâtta İhlâs okuyarak İhlâs Hayat Döngüsü’nün üyesi olursunuz, kaydolursunuz oraya. Diğer yerden kaydınızı sildirir, buraya hicret etmiş olursunuz.

“A” Takdimine; yani asi ve haddi aşan esfele safiliyn yapıya Kafirun okuyorsunuz! Çünkü Kafirun ona okunur.

“A” Takdim Formu”na Kafirun’u okuyor onu def ediyorsun, ikinci rekâtta İhlâs’la İhlâs Hayat Döngüsü’ne giriyorsun! Hem de Kâbe’nin yanında! Orada hep yaptığın bu; “A” Takdim Formu”nu yok ediyorsun “B” Takdim Formu”nu yaşıyorsun, “A” Takdim Formu”nu yok ediyorsun, “B” Takdim Formu”nu yaşıyorsun… Bunun antrenmanını yapıyorsun. Bunu yaparken de gerekli olan enerjiyi (misli misli, yüz bin katıyla) Kâbe’den alıyorsun.

ZEMZEM

Bu kurtuluş antrenmanını, bu hicreti burada yaptığınızdan yüz bin kat değerli olan Kâbe’nin yanında o enerjide yapıyorsunuz. Yani beyninizin orada Kâbe’nin yanındaki enerjiden kazandığı yetenekle yapıyorsunuz! Hatta bunu o enerjiden kirlenmiş suyu içerek yapıyorsunuz! O suyu içtiniz, o su hücrelerinize girdi Zemzem diye. Çok ciddi bir yetenek oluştu! Peki, o yeteneği nerede/nasıl kullanacaksınız? Bir yetenek kazandı o beyin, ne yapacak? Eğer hiçbir şey yapamazsa romantik duygularla sallanıyor, ağlıyor, bağırıyor, psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor. Bir yetenek kazandı beyin, onu bir şey için kullanacaksın! O yetenek “A”yı fark edip yok etmek ve İhlâs Hayat Döngüsü’ne girmek içindir! Eğer o enerjiyi bunun için almaz, bu yolda kullanmazsan, o enerjiyi gene yüklenirsin, sonra da onu “A” Takdim Formu”nun dünyasında kullanırsın! Daha zeki, daha başarılı olarak! Daha iyi başarırsın, ama “A” Takdim”ini. Ve de derler ki; Hacca gitmeden önce daha iyiydi!

KÂBE

Bu tür menkıbeler daha hoşa gidiyor ya, bu yüzden şöyle farklı bir şey söyleyeyim: Dünyanın soğumadan önceki halini, ateş topu halini düşünün, Big Bang’den sonraki henüz daha soğumamış hali. Yeni doğan çocuk gibi! Çocuğun bir göbek kordonu olur ya, dünya da onun gibi bir esastan koptu geldi. Koptuğu yerde onun da bir göbek kordonu var. Allahu a’lem, o koptuğu yer Kâbe işte! Soğumadan önceki esas nurdan gelirken kopma noktası, o nurun çok yoğun olduğu, o enerjinin çok yoğun olduğu esas göbek kordonu Kâbe’nin olduğu yer. Allahu a’lem, kanaatimizce. Oradan itibaren hani cama şekil verirlerken “püf” derler ya, şişenin bir “püf noktası” vardır ya, üflenince şişer sonra soğur ya, işte Dünya da şeklini alıp soğurken o Kâbe’nin olduğu yerden itibaren o nura ait hatlar da, damarlar halinde soğuyan yerlere yayılıyor. Dolayısıyla orada kalın bir kök ve oradan itibaren Ley hatları şeklinde yayılıyor.

Bakın bu hatların rastlayıp geçtiği yerlere denk gelen yerlerdeki nurlar/enerjiler farklı oluyor tabi. O hatları, o güzergâhları fark edip oralara mekân kuran kişilerin dergâhları, açılımları o hatlardan, o enerjiden, o nurdan etkileniyor! Oraya Kâbe’ye gidenler o nurların esas ana kaynağını, esas göbek kordonunu ziyarete, o laboratuara gidiyor aslında! O Nur’un içine gark olmaya gidiyorlar…

HACCA GÖTÜRDÜĞÜN VE GETİRDİĞİN İDRAK

Ama Hacca neyi götürdüğünüz önemli. Neye, hangi idraka Hac yaptırıyorsunuz? Bu çok önemli bir şey. Oraya giderken götürdüğün idrak önemlidir! İdraka Hac yaptır! Hangi idrakı götürüyorsun oraya, buna çok dikkat et! Dolayısıyla, önce; götürdüğün idrakı iyi tarif etmek lazım. İki; döneceğin idrakı iyi tarif etmek lazım. Ne götürüyorsun atölyeye, ne getireceksin? Yani değirmene “buğday” götürüyorsun, sana oradan “tavuk” verirlerse olmaz! “Un” getireceksin. Ne getireceğini bileceksin yani. Yoksa değirmenciyi göreceğim diye heyecanlan ağla, ama buğday yok! Çok önemli bir şey değil, o değirmene giderken bu kadar sevinmek! Buğday götürüp un getirmek, ne getireceğini bilmek önemlidir, yani götüreceğin idrak çok önemli. O idrakı orada mükemmelleştirirsin, mutmain yaparsın. Peki, ne götüreceksin? Giderken oraya götüreceğin şirki hafisizlik, şirki hafisi olmayan bakış, idrak önemli! Onu götürmelisin, öyle gitmelisin.

ŞİRKİ HAFİ’SİZLİK ZİKRİ: “LEBBEYK”

İnleyecek her taraf: Lebbeyyk Allahümme lebbeyyyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve ni’mete leke vel mülk. Laaa şerike lek! Bu duyulduğu zaman insanlar bir hoş olurlar; Lebbeyk Allahümme Lebbeyk.. Lebbeyyyk Allahümme lebbeyyk… İnleyecek her taraf zaten! Bu dendiği zaman gidip gelenler hele böyle bir tuhaf olurlar; Lebbeyk Allahümme… Bir anda iş değişir, böyle bir nasıl olur zihnin!? Çünkü o kadar inliyor ki her yer; Lebbeyyyk Allahümme Lebbeyyyk, Lebbeyyyk Allahümme lebbeyyyk… Bunu durmadan zikir gibi nerede, nasıl dile getireceksin?

Hazreti İbrahim Rabbinin emriyle Beyt’i yaptıktan sonra Rabbi diyor ki; çağır artık, inananları buraya çağır. Hazreti İbrahim çağırıyor inananları; Rabbim çağırıyor! İşte, bu yüzden koşuyor insanlar, o davete koşuyor; Rabbimiz bizi çağırıyor! Koşarken de diyor ki; buyur Allahım buyur, geldik buyur. Gel dedin geldik, buyur! İşte o, Lebbeyk Allahümme lebbeyk! Allahümme; Allah’ım, lebbeyk; buyur. Buyur Allah’ım buyur; Lebbeyk Allahümme lebbeyk.

Dikkat ederseniz “lebbeyk”in cümle olarak devamındaki manalarına baktığınızda tamamen şirki hafisizlik vardır! “Senin ortağın yok, benzerin yok, Hamd sana aittir” diyorsun, nimet vermek sana aittir, Hamd sana aittir. Ama “Lebbeyk” derken sen nasıl lebbeyk diyorsun, bu çok önemli. İşte o idrak, o şirki hafisiz idrak asıl Lebbeyk’tir! Eğer orada bir sultan var da, sen ona ötede beride birine, o sultana gidiyorsan? Oraya öteye sesleniyorsan “lebbeyk” diye? O zaman sen bu idrakı Hac’ca götürüyorsun işte. Götürdüğün idrak bu olur, “Lebbeyk” derken, senin idrakının dışa çıkış şeklidir bu “lebbeyk” olur.

Eğer “lebbeyk” derken, “ey Allahım, ben tanrılık iddiasında bulunmayan, Muhtariyeti Tercih Gücü’nü kendi rablığını ilan etmekte kullanmayan bir kulun olarak, senin ilminde Senin düşüncenin sureti BEN olarak lebbeyk diyorum” diyorsan bu çok farklı. Bu haldeysen en azından B0 noktasının idrakıyla yola düşüyorsun demektir, Nefs-i Mutmaine’den başlayan idraklardan biriyle [mutmaine, radiye, mardiye, safiye idraklarından  birisiyle] yola düşüyorsun demektir. Bu idrak Hacca giderken, “lebbeyk” derken çok önemli!

“Lebbeyk” Hac bitinceye kadar söylenir. Hac tamamlandıktan sonra, Vakfe’den sonra “lebbeyk” söylenmez, kesilir. Neden? Bu önemli, sebebine bakılırsa…

HACDA ZAHİR ve BATIN

Hacda “zahiren” yapılan şeyler çok önemlidir! Çeşitli tasavvuf kitaplarında Hac bahsine bakılırsa, oradaki zahiri anahtarların aslında hangi kapıları açmak için birer işaret olduğunu görerek ipuçları yakalanabilir. Onların ne kadar önemli olduğunun bir çok işareti de vardır. Mesela; ihram giymek, taş atmak, tavaf etmek… Onların hepsi zahir, ama hepsi batıni manalar taşıyor. İhram/dikişsiz giymek şu demek, taş atmak şu demek… Dikkat ederseniz her şey zahiren bir harekete bağlı! Eğer zahiri hareketler önemsenmezse, zahir önemsiz sanılırsa “Hac tamamen kalktı” demektir. Bilinmelidir ki, bâtın’ın açılması için zahir kapı gerekiyor. Onun için de “tanımlanmış bir zahir” gerekiyor! Ama tanrıların tanımladığı değil! Allah’ın ve Rasulünün tanımladığı bir zahir! Hevasından, hevesinden konuşmayan, Rabbinden konuşan Rasulünün tanımladığı bir zahir gerekiyor ki, o zahir anahtar bâtın’ın kapısını açsın. Eğer zahiri/anahtarı önemsemez de atarsan kapının önünde beklersin, kapıyı açamazsın. Ama anahtarı/zahiri esas zanneder okşar sever, saklar, kilide sokmazsan da kapıyı açamazsın! Bu yüzden zahirle perdelenme, batınla da! Yalnızca zahiri önemli zannedip, anahtarı boynunda taşıyıp, ben bir şey yapıyorum sanma. O anahtar “açmak” için! Zahir bâtını açmak için! Eğer zahiri yapınca; “onu yaptım işimi bitirdim” sanarsan, bu kez de anahtarı boynunda taşırsın, çocukların eskiden silgi taşıması gibi! Boynunda taşırsın, bu da bir işe yaramaz! Hacda zahirin, aslında bâtın için ne kadar önemli olduğunu, bâtını açan kapılar olduğunu görürsün.

Peki, Hacdaki zahirle açılacak en önemli kapı ne?

Hac aslında yasal yanlış dediğimiz cennetlik hal olan vehmi “BEN”den kurtulmanın yeridir. Hac, vehim olan “BEN”den bile kurtulma yeridir. Sadece zulmani “BEN”den değil! Bakın, Kâbe’nin yanında bulunduğunuzda, başka bir yerdeki halinizin yüz bin katı bir haldesiniz! O kadar enerji üretir, o kadar nur üretir, o kadar fazla sevap oluşturursunuz. İşte elde edilen bu hâsıla ile önce ve öncelikle “A” Takdim Formu”ndan hızla kurtulabilecek değerlendirmeyi yapabilmek lazım. Sonra da vehmi “BEN”den, yani yasal yanlıştan kurtuluş inşaAllah…

TAVAF

Haccın bir önemli boyutu da tavaf, tavafla ilgili. Tavaf yaparken “yedi kere” dolaşmanın, yedi şavt’ın çeşitli izahları vardır. Mesela bazıları onu yedi nefs mertebesi’yle ilişkilendirir. Ama ona şöyle yaklaşanlar da var: Tavaf nefsin yedi isminden, yani Hayy, Semi, Basir, Aliym, Mütekellim, Kadir, Mürid isimlerinden bile sıyrılmaktır. Eğer bu olursa, yani sen nefsten sıyrıldığın zaman “Hakkal Yakîn” gerçekleşir, o zaman “Allah’ın zati sıfatlarıyla” sıfatlanırsın. Dikkat edin; öyle önemli bir zahiri işi öyle önemli bir enerji okyanusunda, öyle bir nur içinde yapıyorsun ki! Hani “B” (İhlâs Hayat Döngüsü) dedik ya, bu “B” İhlâs Hayat Döngüsü’nün “sıfır” noktasından itibaren Mutedil yazan yer; İlmel Yakîn/Fiillerin Tecellisi ve Aynel Yakîn/İsimlerin Tecellisi’dir. Aynel Yakînde olanlar, burayı yaşayanlar nefse ait isimlerle (Hayy, Aliym, Semi, Basiyr, Mütekellim, Mürid, Kadir) isimlerin tecellisiyle burayı atlatırlar! Onun için burası aynel yakin! Nefse ait isimler burada/oradaki kişide tecelli eder. KişiHayy, Semi, Basir, Aliym, Mütekellim, Mürid, Kadir isimleri olur, o isimler olur o kişi. Yani; siz Kâbe’nin etrafını dolaşırken bu isimler olmuş da bitirmiş gibi olursunuz. Yedi kez dolaşmakla, yedi şavt ile zahiren/şeklen yedi ismi bitirmiş olursunuz!

Bitirdin, ne olacak?

İşte o zaman “El-EhadüsSamed İlmi”ne gelirsin; Hakkal Yakîne gelirsin. Hac’cın zahiren verdiği böyle bir anahtar var, değerlendirdiğin derecede o anahtarla daha bâtınî, daha iç kapılara geçersin. Bu anahtar İhlâs Hayat Döngüsünde seni orta yerden (mutediller grubundan) alır, Kâbe’nin etrafında yedi kez dolaşmakla nefse ait isimlerden sıyırır, Hakkal Yakîne (Mukarrebun haline) getirir.

ARAFAT: GÜNAHLARI SİLER

Haccın bir başka yanı da Arafat! Kayıtları siler! Anlatılacak gibi bir şey değil, Arafat kayıtları siler! Eğer, kişi Hakkal Yakîni yaşar halde ise, yani zahirin ötesinde öyle yaşıyor halde ise, ayetler gereği onun günahlarının yalnız kayıtları silinmez, o günahlar o boyutta sevaba çevrilir, Allahu a’lem. Yalnız kaydı silinmez, o günahlar o boyutta nura döner. Zaten onlar nurdu da sen onları günah gözüyle damgaladığın için nar elbisesi giydirmiştin. Nar elbisesini Arafat çıkarır yok eder! “Senin idrakın” o nuru kavradığı için hesabına da Nur geçer, Allahu a’lem. Ama en azından silinir!

EVET; ÇAĞIRILIYORSUNUZ, BÖYLE GİDİN

Oraya böyle koşuşulacak inşaAllah: Lebbeyyk Allahümme lebbeyyyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve ni’mete leke vel mülk. Laaa şerike lek! Lebbeyyk Allahümme lebbeyyyk; buyur Allahım buyur, geldik buyur” diyecekler. Nu neden söyleniyor? Bakın, diyelim ki ben birinizin misafiriyim, yan odadayım. Arkadaşınıza seslendim, ne için çağırdığımı bilmiyor. Ama güveniyor! Biliyor ki hoş bir şey için çağırmıştır, geliyor. Misafiriyim ya, misafire hürmet edecek ya, gelip “buyur hocam” diyor, “buyur, geldim”. Aynı onun gibi! Rabbi buyurdu ki; “inananları çağır, davet et!” İnananlara denildi ki “gelin bu Beyt’e, Rabbiniz çağırıyor!” İnsanlar akın akın koşup gittiler… “Lebbeyk Allahümme lebbeyk; geldik, çağırdın geldik”. Böyle düşünerek gidin! Böyle çağrılıyorsunuz, böyle gidin; Lebbeyk... Çağırıldınız gidin…

Çağırıldınız! Başka türlü gidemezsin ki.

Ama nasıl gidiyor ve ne diyorsunuz. Dikkat edin, evrak sayar gibi söylemeyin, dikkat edin! Lebbeyk Allahümme lebbeyk! Lebbeyk Allahümme; buyur, buyur Allahım, buyur Allahım geldik! Dikkat edin, “Lebbeyke la şerike leke lebbeyk!”  diyorsunuz! Yani diyorsunuz ki “geldim geldim, buyur. Sana kendimi eş koşmadan geldim. Senin eşin yok, bu idrakla geldim”. Haliyle, diliyle “eş koşuyorum” diyen olabilir, desinler! Senin eşin yok! Lebbeyk Allahümme lebbeyk; geldim Allahım, eş koşmadan geldim. Böyle diyerek gideceksin; eş koşmadan! Zaten öyle diyorsun: İnnel hamde ve ni’mete leke vel mülk, la şerike lek; mülk de sana aittir.

PEKİ, MÜLK NEDİR?

Mülk ne? İnsanlar fabrikalarına, evlerine ve bazı yerlere “Mülk Allah’ındır” diye yazarlar. Bu bir ayet, mana doğru! Biz bu mülkün bekçisiyiz derler, bu cümle de doğruya yakın! Yanlış demeyelim, doğruya yakın ve iyi niyetle söyleniyor. Ama doğru değil! Mülk onlar değil! “Mülk Allahın’dır” demek “ev, araba, şu bu Allah’ın!” demek değil. Ne ilişkisi var! Araba kimin olursa olsun, ev kimin olursa olsun, kim “onlar benim” derse desin, onlara sıra gelmiyor, çok dikkat edin, gerçek mülkten onlara sıra gelmiyor! Burda bahsedilen mülk; bedendir! Dikkate edin! “Mülk Allah’ındır” demek; “beden Allahın’dır” demektir, öncelikle budur onun manası! Saydığın diğer mülkler bu mülkün oyuncakları! Oyuncaklara sıra gelmiyor ki! Diğer mülklere, oyuncaklara sen; “onlar Allahın’dır” diyorsun. Ya beden? O benim! “Öyle mi değil mi?” test et kendini! Eğer “bu beden benim mülküm” manasında işlerin varsa olmadı, çözemezsin işi! Fark edemeden bitebilir hayat! Öyle olursa “beden’in Allah’a ait” olduğunu nerede öğrenirsin? Cehennemde! Bedenin “mülk” olduğunu, Mülk’ün “beden” olduğunu ve “mülkün de Allah’ın olduğunu” cehennemde öğrenirsin. Ve; “asla, bu onların geçersiz görüşüdür” hitabıyla karşılaşılır. Çünkü o tam bu noktada diyor ki; “gideyim, geri döneyim de orda yapamadıklarımı yapayım: Ben mülkü benim sandım, meğer mülk benim değilmiş! Ben hükmü benim sandım, ben gücü benim sandım, hiç biri değilmiş“. Muhtar ya! Muhtarın özellikleri bunlar: Mülk’e, Güc’e ve Hükm’e sahip çıkmak muhtariyetin/tanrılığın özelliği! “Gideyim de, bedenin benim olmadığına yönelik yaşayayım Rabbim!” derler, “asla bu onların geçersiz görüşüdür” cevabını alırlar. Ayet böyle!

Demek ki; mülk bedendir, bedendir mülk! Dolayısıyla, “mülk Allah’ındır” diyorsan, buna inanıyorsan, Allah’a eş koşmuyorsan diyeceksin ki; “mülk; yani beden Allahın’dır. Bedenin tasarrufu da O’nundur”. O zaman bedeni öyle dilediğin gibi kullanamazsın! “Bu beden benim, dilediğimi yaparım. Dilediğim gibi kullanırım” diyen var ya, işte o tanrıdır. Haydi, KURTUL ondan!

İşte Hacca böyle bakalım; bakın Hac bu! Diyorsun ya; leke vel mülk, la şerike lek; mülk de sana aittir.

Bakın, Hacı adaylarımız bunu da söyleyecek: La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümiyt ve Hüve Hayyün la yemüt. Ebeden Biyedihil hayr ve Hüve ala külli şeyin Kadir.”

Arafat’tan sonra Lebbeyk demeyecekler, ama diğer zikirlere, mesela buna devam edecekler. Arafat’tan sonra neden “lebbeyk” zikri yapılmıyor? İş bitmiş olacak. İş bitti, bir daha “buyur” demeyecek. İş tamamlandı çünkü. Verilecek şey verilince iş biter. Ama bu zikre devam edecekler:

La ilahe illallahu vahdehu la şerike lek; aynı şey bakın ilah yok, illa Allah ve ben Allah’a eş koşmuyorum, ben kendimi Allaha eş koşmuyorum!

Lehül Mülkü; beden Onun!

Ve lehül Hamdü; orda takdir tasarruf Onun! Hamdı bir de böyle inceleyiniz; orda takdir, tasarruf Onun!

Yuhyi ve yümit; onu O yaşatır, O öldürür!

Ve Hüve Hayyün la yemüt; O hayat sahibidir ama ölmez!

Ebeden Biyedihil hayr; hayr Onun yed’indedir. Doğru yol, hidayet Onun yed’indedir!

Ve Hüve ala külli şeyin Kadir; O her şeye Kâdirdir!  

Bu zikr öyle bir şey ki… Hadiste buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem; “Bu okuduğumu günde biri 100 kez okursa, ancak 101 okuyan ondan daha hayrlı bir iş yapmış olur.” 100 kez! Öyle bir hayrlı iş yapmış olur ki ancak 101 okursa biri, o ondan daha hayrlı bir iş yapmış olur. Hadisin devamında buyuruyor ki; “bunu kim okursa cennete girer”. Bakın “bunu okuyan cennete girer” diyor. Ama bu söylediğim şekilde! Dikkat edin, biraz önce meallendirdim.

Gece uyandığınızda bir yana dönerken mutlaka bunu okumaya alışın! “Cennete girersiniz” deniyor! Çarşıya pazara, dışarı çıktığınızda mutlaka bunu okuyun, tanrıyı bağlarsınız inşaAllah!

Hacda Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahu vallahuekber ve la havle ve la kuvvete illa billahil Aliyyil Azim” zikri de çok önemli. Bu zikrin “Lebbeyk” ve “La ilahe illallahu vahdehu...” zikirlerine eklenmesi, onların arasına yayılması önemlidir.

Aslında iki türlü uyanma vardır. Tanrı İlmi, Allah’ı tanıma ilmi ile meşgul olan kişi uyanırken hadis’te geçen “esas uyanma”yı yaşar. Uyandığı zaman bakar ki zikirle meşgul; uyandı ama zikir yapıyor. Hadiste geçen “uyanma” odur! “Gece uyandığınızda” denilen uyanma odur! “Uyandınız ki zikir yapıyorsunuz, hemen kalkın salât ikame edin kabul olur, haliniz yoksa dua edin kabul olur” diyor Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem. İşte o öyle kalkmalarda uyanmalarda da “La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehü” ve “Sübhanallahi velhamdülillahi” bu ikisini okumak çok sevaplı ve çok önemli olarak anlatılır.

Bu yüzden bu Hacda da çok okunur. Çok önemli!

ARAFAT SONRASI

Arafat’tan sonra! “Hacdan sonra günahlar silinir” dedik ya, bu “günahsız” olursunuz demek değildir. Bakın hacı adayları dikkat edin, bu; “cennetlik olursunuz” demek değil! Sakın yanılmayın! Hacdan, Arafat’tan sonra kimse cennetlik olmaz! O yanlış yorumdur. “Günahsız” olursunuz, cehennemlikseniz, cehennemlik olmaya devam edersiniz! Cehennemlik formatla, o veri tabanıyla hayata başlayıp ta o veri tabanıyla işledikleriniz var ya, onlar silinir, tekrar ananızdan doğmuş gibi olursunuz. Ananızdan nasıl doğdunuz? Cehennemlik formatla doğdun, cennetten kovulmuş olarak doğdun! İşte onun gibi, şimdi de hayata sıfırdan başlarsın.

Ama: Eğer buradan giderken, Lebbeyk derken; “Allahım ben kendimi sana eş koşmuyorum buyur, geldim” der, Arafat’ta da temizlenir ve eş koşmamakta da sabit kalırsan o hal müstesna! O ayrı bir iş! Hani diyorsunuz ya; “haccımız söyle olsun, haccımız böyle olsun (haccı mebrur olsun)” diye, işte o ayrı bir iş!

Dua ile tamamlayalım inşaAllah.

Hacca gidecek arkadaşlarımızın; Rabbim ziyaretlerini makbul, ibadetlerini makbul, işlerini hayrlı, kolay ve güzel eylesin. İnşaAllah onları orada özel ağırlasın. Lütfundan nimetler, hediyeler lutfetsin onlara. Ve inşaAllah ordan dönerken [giderken de] ama özellikle dönerken, Allah’a eş koşmadan yaşayacak şekilde dönmelerini lutfetsin. İnşaAllah şu andan itibaren hepimize böyle lutfetsin. Hacca gidenlere yapılan duaların içerisinde bir de “Allah kolaylaştırsın” vardır. Çünkü diğer ibadetlere göre “daha güç isteyen” bir ibadettir. Allah kolaylaştırsın, makbul eylesin, hayrlı eylesin inşaAllah. “Şirki hafi”den tamamen kurtulmamıza vesile kılsın. Oradaki dualarınızla, dua ettiklerinize de, hepimize de kurtulmayı nasib eylesin inşaAllah. Nasib olanlarla da orada görüşürüz…

EsSelâmü Aleyküm…

Yılmaz DÜNDAR, Tefekkür Paylaşım Söyleşilerinden