Ana Sayfa

Efendimiz SAV Rasulullah'tır

Şehadet ederim ki Muhammed (SAV) Rasulullah'tır...

02 Rabiulevvel 1438 / 02 Aralık 2016

Düşünün, Bir Zat var ki “Rasûlullah” diye imza atıyor...

Âmentü Billâhi beyanı, bu ilân Safa Tepesi’nden, Efendimiz (SAV) in bizlere bir sünnetidir.

Efendimiz çıktı, o tepeden ilan etti, beyan etti; La ilâhe İllallah Muhammeden Rasûlullah.

Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır. Başka müstakilen var ve muhtar yoktur.

Kur’ân’ın YOK dediği işte budur.

Biraz sonra okuyacağımız Fussilet Suresi 6. ayet; “Müşriklerin vay haline” diyerek tamamlanıyor.

Dikkat ettiğinizde, açıkladıklarımız nasıl da âyetlere uygun elhamdülillah.

Müşrik şirket kuran, şirkete iştiraki olan şirket ortaklarından demektir. Allah diyor ki; tanrılar/ilâhlar şirketi kurdunuz, oraya tanrı olarak ortaksınız. Sen de bir tanrı olarak o şirketin ortağısın, âyet tanrı şirketinin ortağına "müşrik" diyor. Kim; Allah dışında bir yer var, Allah’ın dışı var, orada da müstakil varlıklar var, ben de öyle müstakilen varım ve muhtarım derse şirket kurmuş olur. İşte sana tanrılar şirketi. Âyet dedi ki: Vay, böyle şirket kuranların ve bu şirketin ortağı olanların haline!

Biz de şehâdetimize bununla başlıyoruz.: La ilahe illallah: Müstakilen VAR ve MUHTAR olan ancak Allah! Başka müstakilen var ve muhtar YOK'tur.

Sonra diyoruz ki: Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasûlündür.

Şehâdetin burası da ayrı bir deryadır. Bu kısmın bize şimdi lazım olan önemli yanlarına biraz bakalım.

“(Rasûlüm) de ki, ben sizin misliniz beşerim. Ancak, ilâhınızın (yaratıcınızın) İlâhun Vâhid (Müstakilen VAR ve Muhtar olan TEK) olduğu bana vahyolunuyor. O halde O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Müşriklerin (bu uyarıyı anlamayarak müstakilliğini ilan edenin) vay haline.” (Fussilet-6)

Rasûlüm onlara “Sizin gibi bir beşerim” de.

“Sizin gibi bir beşerim” cümlesini duyan bazıları ne yapıyor? Maalesef bu yanlış günümüzde çok yaygın. İsimleri çok önemli olan zatlar bile buradan yanlış mânâlar çıkarıyorlar, âyetin bu kısmını kendilerince delil zannederek yanlış anlatımlar yapıyorlar. Diyorlar ki, siz Hz. Muhammed’i (SAV) -o belki yalnızca Muhammed diyor, Allah muhafaza etsin- gereksiz yere yüceltiyorsunuz, O’nu gereksiz yere çok önemsiyorsunuz. İşte, ben bir beşerim diyor, âyet de söylüyor, hadis de.

Onun “Ben de misliniz bir beşerim” demesi böyle zannetmemiz için değil. Böyle bir düşünceye ve tartışmaya girmek, bırakın Rasûlullah’ın özelliklerini anlamış olmayı, Rasûlullah’ın ne demek olduğunu kavrayamamaktır. Şunu söyleyeyim:

Ben Efendimiz (SAV) in imzasını idrak edemiyorum, kendisini hiç düşünemem bile, ben O’nun imzasını idrak edemiyorum. Düşünün, Birisi var ki, “Rasûlullah” diye imza atıyor...

Bilim adamlarının açıkladığı evreni, tüm galaksileri, kara delikleri, kara deliklerden sonra açılan evrenleriyle bütün onları düşünün. Yalnızca ef’al âlemini bile, yok olacak bir şeyi bile aklımız almıyor. İşte onu Yaratanın Rasûlü.

Efendimizin imzası bu! Akıl alır mı? Rasûlullah imzasını aklımız almıyor, kişiliğiyle ilgili nasıl konuşabiliriz? İmzasını bile kavrayamazken Hâlbuki, buradaki uyarı bizim şehâdetimizle ilgili. Bizim için cennete bir delil oluştursun diye. Çünkü hemen arkamızda hristiyanlık var. Onlar Hz. İsa aleyhisselam’ı beşerden çıkardı, ilâh ilan etti. O bakışı, o inanışı, o yanlışı reddetmemiz için. Bir de o hataya düşmememiz için uyarılıyoruz. Çünkü bin dört yüz otuz küsur yıl geçti, birisi çıkıp o hataya düşebilir. “Sizin misliniz beşerim” onların hepsini bağlıyor. O, Efendimiz (SAV) i ilâh ilan etmememiz için uyarıdır. Anlaşıldı mı? Yanlışa düşmeyelim diye uyarı.

Şehadetimizdeki “Muhammed (SAV) Efendimiz SENin Kulun” kısmı biraz anlaşıldı mı? İlah yapmamak için! Aksi halde Efendimiz’i “Normal insandı” gibi anlatmak için değil. Allah muhafaza etsin.

Allah bir emir buyurduğu zaman onu normal bir kulun dinleyebilmesi mümkün değilmiş, dayanamaz imiş. Onu ancak Rasûlullah (SAV) Efendimiz dinleyebilir imiş, maneviyatta. Düşünün, o emri yaşayabilmemiz için merhametiyle çeşitli basamaklardan geçiriyor. O basamaklardan sonra anlayabileceğimiz ve vücudumuzun kaldırabileceği bir enerji seviyesine gelince onu biliyoruz. Rasûlullah’a vahyin geldiği zamanları okumuşsunuzdur. Efendimiz (SAV) in söylediklerini yazarken Vahiy Kâtiplerinin kollarının çok ağrıdığını, eğer vahiy Efendimiz (SAV) devedeyken gelirse devenin dayanamayıp çöktüğünü, Efendimiz’e vahiy gelmeden önce vücudundan onu anladıklarını, gören sahabeler anlatır. Şu an da Efendimiz (SAV) bir emri ilettiğinde normal maneviyattaki zatların dinleyemediği, ancak Gavs-ı Âzam’ın dinleyebileceği söylenir, Ehlullah öyle anlatır.

Ve “Şehâdet ederim ki; Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz SENin Rasûlündür.”

Rasûlullah!

Bu öyle önemli ki. Bununla ilgili iki âyet var.

“Muhammedün Rasûlullah.” (Fetih-29)

Allah bize öğretti; Muhammed Rasûlullah’tır.

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir, fakat o Rasûlullah ve Hatemün Nebîyyin’dir. Allah Bi külli şey’in aliyma’dır.” (Ahzab-40)

Bu iki âyetten öğreniyoruz ki, Efendimiz (SAV) Rasûlullah’tır, peygamber değil. Çok dikkat edin, Efendimiz (SAV) e peygamber diyenler Efendimiz (SAV) i kavrayamazlar, o yüzden çeşitli yanlışlar üretirler. Kur’ân onun için Rasûlullah diyor.

Bitti! O Rasûlullah’tır, Nebîullah’tır.

Rasûlullah kelimesi her iki mânâyı da kapsar. Hz. Muhammed (SAV) Rasûlullah’tır. Buna şehâdet ediyoruz.

Peygamber derseniz ne olur? Normal hayattan örnek vereyim, mânâyı alıp örneği atalım ki şirk olmasın.

Bir konuda şahitlik yapıyorsunuz. Diyelim ki bir şişeye baktınız ve “Şişede su var” dediniz. Ama etrafta dolaşırken “Susuz şişe, susuz şişe” diye dolaşıyorsunuz. Şehâdetinize uyar mı? Onu kameraya alsak, sonra da hâkim önüne getirsek, siz tam “Susuz şişe” derken, sizin “Şişede su var” görüntünüzü göstersek, izletsek hâkim size ne der?

Demek istiyorum ki Kelime-i Şehâdet’te “Eşhedü enne Muhammeden AbduHû ve RasûluHû; Kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim” deyip sonra da O’na peygamber derseniz, yalancı şahit olursunuz. Şehâdette “Rasûlü” diyorsun, dışarı çıkınca peygamber, olmaz. Görüntülerin gelince melekler “Şehâdette böyle dedi ama etrafta peygamber diyordu” derler. Fark ettiniz mi tehlikeyi?

Kur’ân tanrı demiyor, Kur’ân peygamber demiyor. Ama sen tanrı diyorsun, peygamber diyorsun. Kur’ân’ın diliyle şehâdet ediyorsun, öyle isimlendireceksin; Muhammed Rasûlullah’tır.

“Peygamber” dûniHİ algının kelimesidir, İslâmi bir kelime değildir.

O’na Kur’ân Rasûlullah diyor. Billâhi algıya tâlip olan ikisinden birini seçsin.

Kur’ân böyle derken eğer sen “Ama şu kişi peygamber diyor” dersen, insanla Kur’ân’ı karşı karşıya getirmiş olursun. Kur’ân Rasûlullah diyor. Bunu duyunca, “peygamber de aynı mânâda” demek olmaz, işi bozarsın. Kur’ân böyle diyor, bu evrensel bir dil, evrensel bir telaffuz. Bir müslüman İngilize “Peygamber” desem anlamaz, ama “Rasûlullah”ı anlar. Biz Rasûlullah’a şehâdet ediyoruz. Peygamber dûniHİ’dir, uzakta, ötede uydurulmuş bir tanrıdan, o tanrının muhatap almadığı inananlarına mesaj taşıyan postacının adıdır. Her dinde, her felsefede de vardır. Başka dinlerin, başka felsefelerin de peygamberi var, puta tapanların da var. Aynı ismi biz Efendimiz’e (SAV) nasıl kullanırız? Dikkat edin, bir puta tapanın da peygamberi var. O işi yapan adamına kendi dilinde peygamber diyor, İngilizcede şöyle, diğerinde böyle, o kelime her ne ise. DûniHİ hayata ait o kelimeyi alıp Efendimiz için kullanamayız. Onlar, Allah’ın dışı var sanarak üretilmiş, tanrılarla onlara inananlar arasında aracılık yapan postacılara verilen isimler. Kur’ân “Rasûlullah” diyor ve dikkat edin şehâdetinizde siz de “Eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluhû” diyorsunuz. Sonra çıkıp niye başka isim kullanıyorsunuz. Ne enteresan! Size “Kur’ân böyle diyor, şehâdetinizde böyle diyorsunuz” diyorum, buna rağmen “Peygamber desem olmaz mı?” diyorsunuz. De! Dosyana girer. Mahkemede açarlar dosyanı, “İnatla böyle diyordu” derler. Niye Kur’ân’ı tercih etmiyorsun? “Diğeri doğru olsa bile ben Kur’ân’ı tercih ediyorum” deyip Rasûlullah demek neden zor geliyor? Efendimiz (SAV) e Rasûlullah demeliyiz.

Rasûlullah ne kadar güzel elhamdülillah. Allah böyle demiş, imzası da böyle.

“Hz. Peygamber (SAV)” desek olmaz mı diyenler oluyor, peygamber kelimesinin yanına ne dua getirirsen getir olmaz, yanlış olur. O Rasûlullah, niye anlamıyorsunuz, bunu Kur’ân söylüyor. “Şu zat peygamber diyor” diye niye insanları önemsiyorsunuz? Bunu da Kur’ân söylüyor. Siz Rasûlullah deyin ve onlara da duacı olun, kızmayın. “Allahım, ben Rasûlullah diyorum. Benim dediğim doğruysa, bütün yanlış seslenenleri bağışla ve benim dediğim gibi sayıver” diye dua edin, Rabbin onları da böyle saysın. Bir kişi bile olsa, bir kişi doğru yapsın da onlar da kurtulsun. Onların doğru yaptıklarıyla da biz kurtulalım, kardeşlik budur.

Yanlışı savunmak olmaz, Rasûlullah daha doğru bir sesleniştir, Rasûlullah’a alışmak lazım. Şehâdetteki seslenişimiz bu; Muhammeden Rasûlullah, Kelime-i Şehâdet’te bu şekilde hitap ediyoruz.

Efendimiz Muhammed Rasûlullah o tepeden La ilâhe İllallah'ı ilan etti. Gelenler “Biz ne diyelim?” dediler, “Âmentü Billâhi deyin” dedi. O beyan etti, gelenler de beyan ettiler. Dolayısıyla cennet, Âmentü Billâhi deyip bu beyan gereği sâlih amel yapan kullar içindir.

Peki, cehennem nasıl kullar için?

“Yâ hasraten alel ıbâd: Ne yazık şu kullara.” (Yasin-30)

Rabbim söylüyor bunu: Ne yazık şu kullara...

Yasin Suresi’nde oraya gelince dikkat edin: Yâhasraten alel ıbâd: Ne yazık şu kullara!

Aman ya Rabbi, aman ya Rabbel âlemiyn, bi rahmetike yâ erhamer rahımiyn, bi rahmetike yâ Rabbel âlemiyn.

Rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsiriyn. Rabbimiz, nefsimize çok zulmettik, çok büyük. Eğer merhamet etmezsen, eğer bağışlamazsan hüsrâna uğramışlardan oluruz, yâ rabbi.

Allâhümme inniy eûzü bi rıdâke min sehatike ve bi muâfetike min ukûbetike ve bi rahmetike min gadabike ve eûzü bike minke, la uhsiy senâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike.

Allahım, hoşnutsuzluğundan rızâna, cezalandırmandan affına, gazabından rahmetine sığınırız. Allahım senden sana sığınırız. Biz hiç bir zaman anlayamayız yâ Rabbi, senin kendine olan senân gibi sana senâ edemeyiz, bunu da itiraf ederiz Allahım.

“Ne yazık şu kullara” denilen kulların özelliği nedir? Öğrenmemiz lazım ki yapmayalım. Cennetlik kulların özelliklerini öğrenmemiz lazım ki onları hırsla, şevkle, bu konuda birbirimizle yarışarak yapalım. Cehennemlik kulların özelliklerini öğrenelim ki kaçalım, korkalım, Allah’a sığınalım.

İkisini de bize Kur’ân öğretiyor. Kur’ân’la öğreten kim? Rabbimiz. Rab öğretmendir, öğretendir. Bizim öğretmenimiz Rabbimiz. “Rabbim” dediğimiz zaman bir bakıma “Öğretmenim” diyoruz; bana öğretenim, Rabbim...

Allâhümme ente rabbiy: Allahım, sensin Rabbim.

“Allâhümme ente rabbiy” seslenişi müthiş bir şey...

Elhamdülillahi rabbil âlemiyn.

Yılmaz DÜNDAR

Talibin Başlangıç Çizgisi'nden..