Ana Sayfa

yeni-kitapcik

“Hac’la çok önemli olan "Bekabillah" mertebesi hedeflenir

İslam’ın Beş Şartı Allah’ı tanımamız ve imanımızı ikana dönüştürmemiz içindir, yakin halini kolaylıkla elde etmemiz içindir. Onların tümü bize bu sebeple ikram edilmiş birer yöntemdir. İslamiyet'te bizden yakin istenir, Allah'ı görüyor gibi yaşamamız istenir. İstenen bu yakin'i elde etme basamaklarında şöyle bir sıralama vardır: Kelime-i Şehadet’le "ilmel yakin", salat ikame etmekle "aynel yakin", oruçla "hakkal yakin", Hac’la çok önemli olan "Bekabillah" mertebesini elde edersiniz. Kâbe bir laboratuardır. Eğer o laboratuarın imkânlarından yararlanırsanız çok güzel bir şahitlikle (Allah'ı tanıyarak) dönersiniz; daha önce iman ile kabul ettiklerinize şahit olursunuz. Bu yüzden, Hac ve Umre bir duygusal seyahat değildir; oraya Allah'ı tanımak ve o tanımaya uygun yaşamak için gidilir. Hac Arafat'tır. Haccın Arafat oluşunun bir yanı da şudur; Arafat kayıtları siler. Bu anlatılabilecek bir şey değildir. Kayıtları siler, hatta, eğer kişi Hakkal Yakîn halde ise, yani zahirinin ötesinde daimi öyle yaşıyor halde ise onun yalnız günah kayıtları silinmez, o günahlar o boyutta sevaba da çevrilir... Bir de zekat var; zekat ile siz, bu çalışmalarla elde ettiklerinizi, size verilenleri Hakk’tan Halk’a dönerken infak edersiniz, ulaştığınız Hakk noktasından elde ettiğiniz bilgileri halkla paylaşırsınız..

M. Yılmaz Dündar
9 Ağustos 2019

Kurban ve Dini Allah’a Halis Kılmak

DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK NEDİR? “De ki: Bana, diyni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11) Ayette Efendimiz (SAV)’e hitaben buyruluyor: Onlara de ki; bana, dîni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Normal hayatta insanlar bu mânâda konuşmadığı için bu ayete normal hayattaki bir mânâ ile meâl yaparsanız olmaz. Peki, âyeti nasıl anlayacağız? Onu anlayacağımız dille bir cümle kuralım ama doğru olmak üzere benzer cümleler de kurulabilir. Dîni yani sistemi Allah’a halis kılmak şudur: Göklerin ve yerin yaratılışını, dünya hayatını, ne olursa olsun tüm hayat tarzlarını, kısacası evreni yani ef’al âlemini Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırmayacaksınız, oraya yerleştirmeyeceksiniz. Göklerin ve yerin yaratılışını, yaşadığımız dünya hayatını ve tüm hayat tarzlarını Allah’ın dışı var sanıp onları oraya yerleştirirseniz, dîni Allah’a halis kılamazsınız. Bu tarif göremediklerimizi de kapsasın dersek, bütün evreni yani ef’al âleminin tümünü buna dâhil etmeliyiz. Aslında mânâ âlemi de buna dâhildir, sadece bize somut olan ef’al âlemi değil. Dîn yani sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandıran kişi samimi olmayı dini Allah’a halis kılmak zannediyor. Dîni Allah’a halis kılmak ayrıdır ve bu samimi olmak demek değildir. Samimiyet farklı bir şey! Puta tapanlar da putlarına samimiler. Bir kaç yüz yıl önceye ait bir bilgi; Güney Amerika’da bir tapınakta binlerce insanı canlı kurban ediyorlar. Arama motorlarına bakarsanız sayısını, yerini bulabilirsiniz. Kurban edilen binlerce insan ve onları kurban edenler samimi değil mi? O kadar samimiler ki taptığına kurban edi(li)yor. Ona “Samimi değilsin” diyebilir misiniz, “Korkmuyorsun” diyebilir misiniz? Taptığı puttan yani inandığı bâtıldan öyle korkuyor ki onun şerrinden, zulmünden, […]
23 Mayıs 2019

“Sevgi”yi Ahseni Takviym yapı bilir ve Yaşar! Esfele Safiliyn Formata Sevgi Kapalıdır!

Esfele Safiliyn hayat tarzı içerisinde insan, birisini veya bir şeyi sevip sevmeme tercihini duniHi anlamda hürriyeti kullanarak, duniHi algı ve zann’larına göre oluşmuş heva ve hevesleri doğrultusunda yapar. Ancak cahil insan, Esfele Safiliyn formata gerçek anlamda sevginin kapalı olduğunu bilmez. Bu sebepten sevgi duygusunu, sahip olduğu Esfele Safiliyn imkânları çerçevesinde kendisi tanımlamıştır ve bu tanımladığını hissedince de adına “sevgi” der. Fakat tanımladığı ve hissedince sevindiği bu sevgiden bir türlü tatmin olmaz. Çünkü karşılığını bulamaz. Bu sevgi bazen gelir, bazen kaybolur, bir türlü istikrar gösteremez, genellikle de içi acı, sonu acı dolu olarak yaşanır. Çünkü sahte bir tanımdır, sahte bir hissediştir. Esfele Safiliyn format içerisinde sevgi dosyası bulunmaz, orada bulunan tek duygu “NEFRET”tir. Bu yüzden insan, hissettiği “en düşük seviyeli nefret” hallerini “sevgi” zanneder. Ancak bazı sebeplerle nefret seviyesi bu sevgi duyulan kimseye veya şeye karşı yükselince, sevgi denilen şey de kaybolur; yerini kızgınlık, öfke, nefret kaplar. Eğer herhangi bir sebepten yükselmiş olan nefret seviyesi o kişiye veya şeye karşı düşerse, tekrar “sevgi” dediği şey gelir. Kendisini teselli etmek üzere bu iniş çıkışlar için “hayatın, sevginin tuzu biberi” yakıştırmasını yapar. Böyle bir kısır döngüde, Esfele Safiliyn insan kendisini kandırır durur. Bu konuyu vurgulamak üzere, Hz. İbrahim aleyhisselam’ın kavmini uyarmak için söylediklerine Kur’an’ın anlatımından bakalım: ‘’(İbrahim) onlara dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.’’ (Ankebut Sȗresi 25) Ayette “dünya hayatına has bir sevgi” denilerek […]