Ana Sayfa

yeni-soylesi-desifre

“Kader Konusu Anlayabilmek İçin Bir Fikir Paylaşımı

Tefekkür paylaşımımızın alt başlıkları şöyledir: 1) Bu konuda ders yapılması gereken öncelikli ayetler 2) Önemli Kavramlar ve Korunmak Gereken Haller 3) Kaderin Kurucusu, Sahibi ve Yürütücüsü 4) İnsan İradesi Özgür müdür? 5) Kader Konusunu İzahın Kuralları 6) Billahi Anlamda Hürriyet ve DuniHİ Anlamda Hürriyet 7) "Kaderinden Razı Olmak"tan "Kaderin Razı Olduğu"na...

M. Yılmaz Dündar
04 Cemaziyelahir 1440
09 Şubat 2019
10 Şubat 2019

Kader Konusu, İslam’ın Dünya Hayatı İçerisinden Belki de En Önemli Konusudur

Kader konusu, İslam’ın dünya hayatı içerisinden hemen hemen en önemli konusu… Ama bununla beraber hemen hemen anlaması, anlaşılması çok kolay olmayan bir konu. Bu sebepten konunun ismini “Kader Nedir?” koymadık. Konunun ismi “Kader Konusunu Anlayabilmek” için bir fikir paylaşımı. … Kader matrisi, halifetullah vasıflı insanın asıl yaşantı olan ahiret hayatındaki konumlarını belirlemek üzere Allah tarafından düzenlenmiş ve yaşanabilir hayat normları üzerinden bir sonraki ahiri belirleyen yöntemle yürümek üzere hükme bağlanmıştır. İnsanların ahiret hayatlarındaki konumlarının adaletini sağlamak ve insana kazanılmış değişim imkânı sunmak için de “insan dünya hayatı sürecinde, ömür mühleti içerisinde Hakk ile batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür” konusu da kader matrisinde hükme bağlanmıştır. Kader matrisi insan havsalasının alamayacağı kadar çeşit ve sayıda faktörden etkilenen bir formül üzerinden yürür. Ancak yine de ana çatı, insanın Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini ne yönde ve ne şiddette kullanacağına ve bu yolda neleri göze alacağına göre oluşur. Kader matrisine iman, kader manasını oluşturmaya kâfi gelmez. Çünkü duniHİ algı ve zanları hâkim bir insan da yukarıdaki anlatımı tasdik edebilir. İnsan, yaşanabilir hayat normları içerisinde “müstakilen var ve muhtar” iddiasına sırtını döner ve “müstakilen var ve muhtar” iddianın hayat normlarından kendisini temizleyebilirse, en azından sürekli olmak üzere böyle bir temizliği hayat tarzı edinirse, sadırdan zanlar temizlendikçe kalpten kader manası belirmeye ve hayat bulmaya başlar. Yani bilerek veya bilmeyerek ilahlık iddiasında bulunan ve bu iddiaya göre hayat tarzı oluşturan, hele de bu hayat tarzının inatçısı ve dayatmacısı olan insanlara kader manası kapalı olur. Çünkü kader manası bir çeşit cennet müjdesi sayılabilir. Bir ayetle devam ediyoruz, Nahl Suresi […]
14 Kasım 2018

Eğer ders alırsak, bize de kelimeler öğretiliyor, bize de yol ve yordam öğretiliyor…

“Allah’a itisam edenin, dûniHi algıdan kaynaklanan saptırıcı iddialardan sıyrılıp Allah’a bağlananın gerçekten sırât-ı müstakıyme hidayet olunduğunu (Al-u İmran 101)”, “Billâhi idrakla iman edenleri, O’na i’tisam edenleri kendinden bir rahmet ve fazlın içine sokacağını, kendisine varan sırât-ı müstakıyme hidayetlendireceğini (Nisa 175)”, “Rablerinden haşyet edenlerin ciltlerinin O’ndan ürperdiğini, ciltleri ve kalblerinin Allah’ın zikrine yumuşadığını, bunun Allah’ın hidayeti olduğunu, onunla dilediğine hidayet ettiğini, kimi de saptırırsa onun için hidayet edici olmadığını (Zümer 23)”, “Allahın rızasına talip olanları selam yollarına hidayet ederek dilemesiyle zulmetten nura çıkardığını, sırât-ı müstakıyme yönlendirdiğini (Maide 16)”, “O’na dönüp yöneleni Allah’ın hidayet edeceğini (Ra’d 27)” ayetlerden öğrendik. Dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev, öncelikle “amentü billâhi ve rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken Hakk ve batılı çok iyi bilmek gerekiyor ki onları öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek, tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan Kur’an’dır, bize model ve güzel örnek ise Rasûlullah (SAV) Efendimizdir. Sonuçta kim dûniHi algısından, sözde tanrılık iddiası ve bu iddianın yaşantısından vazgeçerse, bunlara sırtını dönerse, Allah’ı hiç unutmadan hanîf olarak O’na vechini teslim ederse, Allah onu sırât-ı müstakıyme hidayet etmiştir. Ama gerçek şudur: Rasûlullah (SAV) Efendimiz sırât-ı müstakıyme davet etmesine rağmen, ahirete iman etmeyenler bu daveti kabul etmeyip o sırattan sapıyorlar (Mü’minun 73, 74). Ahirete iman etmeyen bu sapkınlar müstekbirun’dur (Nahl 22). Oysa insanlar Allah’a mutlak muhtaçtır (Fatır 15). İnsanların var sandığı şeyler son bulmaya, tükenmeye mahkûmdur (Nahl-96). Bunları göremeyen insan zulmet içinde kalmış sağır ve dilsizler gibidir (En’am-39). Oysa Allah […]