Ana Sayfa

ya Halifetullah olarak konuşursun ya da Şeytanın Avukatı olarak...

"Ahseni Takviym üzere yaratılan insan dünya hayatına başlarken kendisini duniHİ algı ve zann’ları içerisinde bulur; böylece esfele safiliyn hal üzere olup şeytanın halifesi olarak, yani şeytanın avukatlığını yapıyor olarak işe başlamıştır. Elbette ki, bu duruma yol açan ana sebep, insanın farkında olarak veya olmayarak "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddiasında bulunmasıdır. Bu durumda Talib olan için önemli mana şudur: Aslında şeytanın avukatlığını yapıyorsun da bunun farkında değilsin ve kendini halifetullah görevinde mi sanıyorsun? Acaba hal böyle mi? Ey, Talib Kardeşim, Şeytanın Avukatlığından kurtulmak Esfele Safiliyn’in sesini sonra da nefesini kesmekle mümkün olur. Bu durumda Şeytanın Avukatlığını kendinde tanıman, bulman ve mücadele etmen gerekir. Sendeki Şeytan Avukatlığı son buluncaya kadar da bir başkasını yargılayarak kendini zora sokmamalısın."

Yılmaz DÜNDAR, Şeytanın Avukatı Kitapçığından
19 Mayıs 2018

Bu dua çok güzel bir oruçtur. Bu duayı Ramazan’da çok güzel değerlendirebilirsiniz…

Merhamet ayındayız, Allah’tan merhamet isteyen çok kısa bir yol göstermek istiyorum. Ama önce bir notla başlayalım: Nefs-i Levvame sürecindeki talib Nefs-i Mutmainne haline ulaşıncaya kadar dûniHİ algıya daima düşer, mecburen! Mutmainne’ye kadarki süreçte talibin esas görevi dûniHİ algıdan çıkmak için gayretle çalışmaktır. Ta ki oradan geri dönüşsüz çıksın. Eğer talip, “dûniHİ algıda mıyım?” diye her halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan dûniHİ algıda yaşar. Bu algıda olunca bu algıya ait zannlar kaçınılmazdır. Biriken bu zannları temizlemek ise zordur, zaman alır. Bu yüzden, dûniHİ algıda mıyım diye kendimizi daima test etmeliyiz. Bu konunun çalışılabileceği en güzel zaman ve ortamlar Ramazan Ayı’ndadır. Belki Ramazan Ayı’nın bir sebebi de budur. Rabbimiz bu kudsi hadiste buyuruyor: “Benim kullarıma (insanlara) merhametimin delili (işaretidir) ki onlara Ramazan Ayı’nı ve İhlâs Sûresi’ni verdim.” DûniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir, “ben dûniHİ algıda mıyım?” diye test yapmamız için bu ay oruçla beraber çok önemli bir laboratuardır. Orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, oruçla yapılanların birer vesile, işi disiplinize eden vesileler olduğunu inşaAllah görür, yaşarsınız. Onlar asıl amaç için kullandığımız şeylerdir, amaç başka bir şeydir. “Onların (kurbanların) kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır” âyetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Onun için, Ramazan’da yapılan antrenmanlarda açlık vesilesiyle, açlığın bizi disiplinize etmesi, bizi dünyadan ayırarak işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Ve her Ramazan bir hedef koymamız lazım. İlk ve öncelikli hedef dûnillah algıdan sıyrılmaktır. Öyleyse, “Ben bu hareketimle, bu cümlemle dûnillah algıda mıyım?” diye daima 7/24 test […]
5 Nisan 2018

Kelime-i Şehadet önemli, ilerletici ve tesirli bir zikrullahtır

“La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi’ni manasına uygun olarak ilk kullanacağımız yer düniHİ algıdan kurtulma çalışmalarıdır. “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi’nde “LA İLAHE” diyerek reddettiğimiz mana, batıl olan DȗniHİ algı ve zann’larıdır. Kelime-i Tevhid’i zikrullah yaparken onun birkaç basamak manası vardır ki bu manalar bizi yukarıya taşır, yakînimizi kolaylaştırır. Bu yüzden cennetin kapısında “La ilahe illallah” yazılı denilmektedir. Aslında Kelime-i Tevhid’i anlatmaya, “o nedir?”i ifade etmeye ben acizim… Onu nasıl kullanacağımızı biraz anlatmaya çalışayım ama “O nedir?”i nasıl anlatayım… Bir kere, onu hiç manasını bilmeden söylemeniz bile tesirlidir. Bir ilaç var, prospektüsünü okumamışsınız ama verene güvenmiş içiyorsunuz, tesir eder; etki mekanizmasını bilirseniz de bilmezseniz de tesir eder Ama bilirseniz başka tesir eder, bilirseniz çok başkadır, anlatılmaz… “La ilahe” manası için, bu geldiğimiz konuya ilişkili olarak bir tarif yapalım: “La ilahe” diyerek reddettiğimiz mana, batıl olan DȗniHİ algı ve zann’larıdır, “İllallah” diyerek tasdik ettiğimiz, iman ettiğimiz, ikân’ını talep ettiğimiz mana ise, Hakk olan Billahi gerçeğidir. Bu genel manalar içerisinde özel bir tanımlamaya “La ilahe illallah” diyoruz, bu dȗniHİ algı sebebiyle müstakil ve özgür olarak nitelenen iradeye “La ilahe” diyoruz. “Biz Allah’ın verdiği yetkiyi Allah için, söylediği şekilde ve Allah’ın rızasını umarak kullanırız” teslimiyeti içinde “İllallah” diyoruz. Dolayısıyla, “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi öyle bir ilaç ki… Şöyle anlatalım: Zemzem Suyu için; “öyle bir ilaçtır ki, ne için şifa diliyorsan ona şifa olur” denildiği gibi, bu da öyle her şeye şifa gibidir. “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi öyle özel bir şey ki, bahsedilen “DȗniHİ algı” ve “Billahi anlamındaki hayat”la ilgili (bu açıkladığımız manada […]