Bir Düşün...

Özendiğimiz ve o kapsamda olmak istediğimiz bir grup var: Lüb sahipleri! Onların Ra’d Suresi 20 ve 22. ayette anlatılan şu özelliklerine dikkatle bakalım: "Onlar (lüb sahipleri) misakı (fıtratı) bozmazlar." Misak, Allah fıtratı üzere söz verdiğimiz haldir. Ahseni takviym ile bize verilmiş olan “Allah’ı hakkıyla bilebilme” özelliği taşıyan fıtratımız dûniHİ algı yüzünden örtülmüştür. Lüb Sahipleri bunu fark eder ve o fıtratın dûniHİ algı yüzünden bozulmasına izin vermez, onu saf tutarlar... Ra’d-22:"(Onlar) seyyieyi hasene ile yok ederler” yani "onlar seyyie’yi (dûniHİ algının ürettiklerini) hasene ile (Billâhi algı ile) yok ederler." Bunu öğrenen, önce hayatında seyyie olan (dûniHİ algı ve zann’larından çıkan fikir, düşünce, arzu, istek, heva, heves, fiil) ne varsa hepsini Billâhi algı ile silmeye başlar. İnsanlarla ilişkilerinde de bunu prensip edinirse elbette güzel bir şey yapmış olur. Ama önce algı değişikliği, sonra bu işler..."

M. Yılmaz Dündar



Bir Düşün...

Allah’a yaklaşma nasıl bir şeydir, kulun Allah’a yaklaşması nedir? Kul’un Allah’a yakınlığı, önce Billahi anlamda imanını mutmain kalb ile açıklamaktır, önce bununla başlar. Yani “var görünüşünü Allah’a eş ve ortak koşmayan” yönelişi ve imanı bu yakınlığı başlatır. Nereye kadar gider? İhsan Makamına kadar; kalben görme ve buna göre yaşantı noktasına ulaşıncaya kadar... Kulun halktan, yaratılmışlardan, yaratılmışların cazibesinden uzaklığı; kesret içerisinde Tevhid’i yaşayarak kesretin hiçbir cazibesinin kalmayışı ile kemale ulaşır. Allah’ın Kul’una yakınlığı; ona dünyada lutfedeceği irfan, ahirette rıdvan ve ikisi arasındaki nimet ve ikramlarla anlaşılır.

M. Yılmaz Dündar



yeni-kitapcik-hazir

“Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş...

Bakara-17: "Onların (ibretlik) misali (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda, Allah onların nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır; (artık hiç bir şeyi) görmezler. "
Misalde ateş ve ateş yakan vardır. Ateş sebep olduğu aydınlık sayesinde insanın gerçek olanı görmesini sağlar. Kur'an'ın konusu gereği görülmesi gereken gerçek Hakk'tır. Hakk'tan habersiz olarak yaşayanların BATIL hayat tarzları ise karanlık ile ifade edilir ki, bu ise aslında vehmin zulmeti denilen "gerçek örtücüsü"dür.
Kişide duniHİ algı ve zann'ları vehmin zulmetini oluşturur ki, bu anlayış Kur'an için karanlıktır. İşte bu karanlığı aydınlatan İslam Nuru ise bu misalde ateş ile ifade edilmiştir. Bu ateşi yakan esas kişi ise, İslam Nuru'nu yaymak ile görevli olan Rasulullah (SAV) Efendimiz'dir. Rasulullah (SAV) Efendimiz'in İslam Nuru meşalesiyle etraf aydınlanmış, Hakk ve Batıl belli olmuş ve birbirlerinden ayrılmışlardır. Hatta Billahi anlamda iman edenler için Hakk batılı yok etmiştir. Çünkü; İsra-81 ile "De ki: Hakk geldi, batıl silindi. Muhakkak ki batıl silinmeye çok mahkûmdur" buyrulmaktadır.
Rasulullah (SAV)'in yaktığı ateş etrafı ve etraftakileri aydınlatınca dili ve kalbi ile "Amentü Billahi" diyerek haniyf olanlar yani "Ancak Allah Müstakilen VAR ve Muhtardır; başka müstakilen var ve muhtar yoktur. Biz bu duruma şahitlik ederiz. Yine şahitlik ederiz ki, Muhammed Mustafa (SAV) de Allah'ın kulu ve Rasulü'dür. "Müstakilen varım ve muhtarım" iddiasında bulunanların iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır ve yok hükmündedir" diyenler ki bu mana Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet ile ifade edilir; işte böyle diyenler ve bu manaya uygun ameller yani salih ameller işleyenler Biiznillah Allah'ın nuruna dâhil oldular.

M. Yılmaz Dündar
28 Temmuz 2020

İbrahim aleyhisselamın teslimiyetini tefekkür etmek ve yaşa(t)mak…

Saffat Sûresi 103. ayet ve devamı baba İbrahim ve oğlu İsmail’den yani Hazreti İbrahim aleyhisselam ve Hazreti İsmail aleyhisselam’dan bahseder: 103: “İkisi de teslim olup O’nu alnı şakağı üzerine yıkınca”, 104: “Biz O’na “Ya İbrahim” diye nida ettik”, 105: “Gerçekten rüyanı tasdik ettin. Doğrusu biz muhsinleri böyle cezalandırırız”. 106: “Muhakkak ki bu apaçık bir beladır; idrak ettirici bir tecrübedir”. 107: “O’na Sema’dan Zibh-i Aziym; büyük kurbanlık fidye; bedel verdik”. 108: “Ahıriyn içinde Onun üzerine ona alamet olan bir bakışla anış, yâd ediş bıraktık.” Ahıriyn; sonrakiler, Vahdet Ehli demektir. Örneğin zamanımızda bizler. 109: “Selâm olsun İbrahim’e.” Allah bir Kul’una ayette ismini anarak selam veriyor, “Selâm olsun İbrahim’e” diyor! Hazreti İbrahim’e Allah’ın bu muhabbetini sağlayan şeyi anlamaya çalışıyoruz burada. Kur’an bize “iman”ı, “ikan”ı ve “teslimiyet”i anlatıyor. Bu öyle bir teslimiyet ki çok önemli… Bir insanı Hakk yolda çok hızlı ilerletebilecek bir nokta, onu konuşacağız… Hazreti İbrahim aleyhisselamın oğlu oluyor ve daha önce söz verdiği üzere öyle bir şeye sahip olursa onu Allah’a kurban edecek. Olduktan sonraki halle, olmadan önceki hal aynı olur mu, bu işi unutuyor. Sonra sevgisi coştukça ona hatırlatılıyor… Ve mübarek yavrusu “ey babacığım, böyle bir sözün var, ben hazırım…” deyince bir anlaşmadan sonra bu işi yerine getirmek için gidiyorlar. Hazreti İbrahim kendince iş kolay olsun diye bileyli bıçağını aldığında ona bir koç hediye ediliyor, “İbrahim, bunu kurban et.” deniyor. Burada gerçekleşen şey zahiren hayvanın kesimi, batınen kişide var olan kurban etme, kan akıtma olgusunun yanlıştan kurtarılması… Hazreti İbrahim aleyhisselamın döneminde enteresan bir alışkanlık var; insan kurban etmek! Maalesef günümüzde […]
4 Haziran 2020

Kurtuluş için izleyeceğimiz yol; bize önerilen kurtuluş yolu nedir?

Kurtuluş için izleyeceğimiz yolu bize Kur’an öğretiyor; haydi Kur’an’dan ipucu aramaya… “Esfele Safiliyn”den; yani “dȗniHİ algı”dan; yani kendimizi ve diğer yaratılan her şeyi Allah’ın dışında bir mekanda sanmaktan kurtulmak mümkün müdür? Elbette sorularımızın cevaplarını yine Kur’an’dan öğreneceğiz. “Birisine göre” kurtulmak yok ki! El-Veliy; Allah… “(Rabbi) dedi ki: “İkiniz cemîan inin aşağı oradan… Birbirinize düşmansınız. Benden size bir huda geldiğinde, kim benim “huda”ma tabi oldu ise, işte o sapmaz ve şakıy olmaz.” (Ta-Ha; 123) Ayetten konumuzla ilgili nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Birisi şudur: “İnin aşağı oradan…” İNİN AŞAĞI: Yani; Bulunduğunuz idraktan aşağı idraka inin. Bu inişe, bu idrak inişine Kur’an’ın diğer ayetleri ışığında baktığımızda anlıyoruz ki; “Esfele Safiliyn’e reddedildiniz, dȗniHİ idraka indiniz, dünya hayatına başladınız” manaları da vardır. Ayetteki “Birbirinize düşmansınız” ifadesinin de çok iyi anlaşılması gerekir ki, ondan bir sonuç çıkarabilelim. Bir insanın düşmanı nedir? Kur’an’a göre DÜŞMAN, bir insanın düşmanı onu Allah’tan uzaklaştırandır, başka düşman olmaz. Kendi kendinize düşman tarif etmemelisiniz, kendinizce düşman ilan etmemelisiniz. Hele de dȗniHİ algı ve zann’larına göre düşman ilan edilmez. Böyle olunca, “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i nasıl anlamalıyız? Daha önce de paylaşmıştık, iki tane “var” biliyoruz: “Birbirinize göre var” hal ve “kişinin kendinde kendine göre var” hali. Birbirinize göre “var” olan hal, siz birbirinize baktığınız zaman bu aleme “Kesret Âlemi” denmesini sağlayacak olan bu TEKASÜR, bu birbirine göre varlık sizin düşmanınızdır. Yani: İşte bu varlık sizi Allah’tan perdeler. “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i o zaman şöyle anlarız: Varlığınızla birbirinizi Allah’tan perdeleyecek şekilde inin! Ayetteki bu ifadenin konumuzla ilgili yanı böyledir. Birbirinize göre “var” […]